İNSANIN EVRİMİ-Tahsin Oygar Reviewed by Momizat on . Argasdi'nin "İnsan" dosyalı 45. sayısında "İnsanın Evrimi" isimli makaleyi sizlerle paylaşıyoruz. Dergimize 5TL karşılığında tüm gazete bayiilerinden ve marketl Argasdi'nin "İnsan" dosyalı 45. sayısında "İnsanın Evrimi" isimli makaleyi sizlerle paylaşıyoruz. Dergimize 5TL karşılığında tüm gazete bayiilerinden ve marketl Rating: 0
You Are Here: Home » Yayın » Argasdi » İNSANIN EVRİMİ-Tahsin Oygar

İNSANIN EVRİMİ-Tahsin Oygar

Argasdi’nin “İnsan” dosyalı 45. sayısında “İnsanın Evrimi” isimli makaleyi sizlerle paylaşıyoruz. Dergimize 5TL karşılığında tüm gazete bayiilerinden ve marketlerden Baraka ve Khora Kitap Cafeden ulaşabilirsiniz.

 

Tahsin Oygar

tahsinoygar@yahoo.com

Sekil1İnsanın evrimi deyince akla ilk gelen şeylerden birisi  “ilerleme yürüyüşü” diye de bilinen ünlü görseldir. Söz konusu görsel, 1960’lı yıllarda R. Zalinger’in çiziminde hayat buluyor. Yandaki görsel hem toplumsal hem de bilimsel anlamda sıkıntılı olmasına rağmen yıllarca sol çalışmalarda dahi yaygın bir şekilde kullanılmıştır. Öncelikle çizimdeki ilk sıkıntı, günümüz insanının ilk ata(ana)sının bugünün şempanzesi olarak görünüyor olması, halbuki günümüz şempanzesi ile insanın ortak ata(ana)dan gelmiş olduğu bilinmesine rağmen, insangillerin başlangıç türünün tam olarak ne şekilde olduğu kesinleşmiş bir bilgi değildir. Fakat şempanzenin bugünkü halinin insangillerin başlangıç türü olmadığı kesindir. İkinci bilimsel sorun ise insan evrimi ilk insansılardan bugüne kadar hep doğrusal bir şekilde, daha dik, daha büyük şeklinde ilerlememiştir. Evrim karmaşık bir süreçtir ve zamana göre sıralanıp bakıldığında bile ara dönemlerde de farklı formda insansılar hep olmuştur. Hatta daha küçük olup kronolojik olarak sonra ortaya çıkmış ve de soyu tükenmiş insansı türler de vardır. Görseldeki toplumsal sıkıntılar ise şöyle sıralanabilir. Bugünün insanının en yakın ata(ana)larının yüz bin yıl önce Afrika’da olduğu kesinleşmiştir. Yani son figürün Afrikalı bir insan olması beklenir. Ayrıca insan evrimini gösteren bir görselde neden bir kadın figürü yoktur? Dolayısı ile görseldeki son aşama “modern insan”, Avrupalı, beyaz bir erkek. Bu da hem ırkçı hem de cinsiyetçi bir yaklaşımın olduğunu gösteriyor. Bizler “bilimin sadece bilim” olmadığını bilerek, okumalarımızı yapmalı ve araştırmacıların hayat felsefesi ve yaşama bakışını anlayarak onların ortaya koydukları bilgileri değerlendirmeliyiz.

Gelelim insanın evrimine… İnsanın evrimi tüm canlıların evriminden ayrı değildir. Yani dünyada oluşmuş ilk canlı organizmadan bugünün zengin çeşitliliğine kadar her aşaması insan evriminin bir parçasıdır. Ama evrim sürecinin içinde insansılar diye başlayan bir kolun günümüze kadarki serüvenine insanın, insansılardan bugüne kadar ki değişimi olarak bakılabilir. Bu anlamda bakıldığı zaman, hikayemiz bu günden yaklaşık 3,2 milyon yıl önce başlıyor. İnsansıların genel olarak birlikte yaşadığı yani toplumsal olduğu biliniyor, bu bağlamda evrim yalnız biyolojik değil kültürel ve de toplumsal olarak da incelenmelidir. İnsangiller (hominid) dik yürüyen ve dolayısı ile serbest kalan ellerini alet geliştirmekte kullananlar olarak karşımıza çıkıyor. Alet üretmek; kavramsal düşünmeyi, ileriye yönelik plan yapmayı ve tabii ki el becerisini artırıyor. Bu noktada diğer hayvanlardan bir fark ortaya çıkıyor. Hayvanlarda tipik olan karşılaştıkları her şeyi, karşılaştıkları gibi, yani olduğu gibi kabul ediyor olmalarıdır. İnsangillerde ise düşünme, el becerisinin artması ve bunları takiben kolektif emeğin oluşması, farklı bir evrimsel sürecin işlemesine yol açtı. Karşılaştıkları engelleri düşünme ve planlama ile aşmak demek daha fazla beyin ve daha fazla beyin hücresi gerektiriyordu. Bilinen ilk insansı türlerin beyin hacmi 400cc diye tahmin edilirken, bugün 2000cc’ye ulaşmıştır. Tabii ki beyin hücresi anatomik olarak diğer hücrelerimizden çok daha fazla enerjiye ihtiyaç duyuyor. Bugünkü araştırmalara göre beynimiz tüm vücudumuzun %2’lik bir bölümünü oluşturmasına rağmen tükettiğimiz tüm besinlerin %20’sine direkt ihtiyaç duyuyor. Bu durumda gelişen beyine kaliteli ve enerjisi yüksek daha fazla besin gerekiyor. Beynin büyümesi, aynı zamanda kafatasınızın da büyümesi anlamına geliyor. Anatomik olarak diğer bir farklılaşma ise ayakta dik yürüyebilmek için leğen kemiğimizin de daralması zorunluluğu. Leğen kemiği daralıyor, kafatası büyüyor. Peki, şöyle bir bakarsak, ellerin serbest kalması için ayakta durmamız lazım, bunun için leğen kemiği daraldı. Eller serbest, alet ile düşünme, beyin ve kafatası büyüyor ve gelişiyor, tamam bu da güzel, fakat sıkıntı şurada daralan leğen kemiğinden büyüyen kafatası nasıl çıkacak? Yoksa kadına doğa çok ciddi ve tehlikeli bir doğum mu dayatıyor? Hominidlerden önce ortalama hamilelik süresi 12-14 ayı buluyor ve yavru dünyaya geldiği zaman en azından yürüyüp kendini koruyabilecek erişkinliğe ulaşıyordu. Fakat artık bu mümkün değildi. İnsangiller artık prematüre doğacak ve gelişkin beyinli ebeveynler tarafından kendilerini koruyabilecekleri zamana kadar bakımla büyütüleceklerdir. Evrim, insangillerin gelişimindeki bu çelişkiyi böylece aşıyordu. Ama bu aşılan çelişki de toplumsal iş bölümüne eklenen yeni bir mesele olarak, kolektif emeğin yeni bir sorunu olarak karşımıza çıkıyordu.

İnsansıların evriminin, geliştirilen ilk aletlerle birlikte avcılık-toplayıcılık dönemini şimdiye kadarki dönemden farklı bir şekilde geliştirdiğini söyleyebiliriz. Bu dönemde emeğin, toplumsal örgütlenmenin ve farklı kültürlere uyum göstermenin geliştiği gözlemlenmiştir. Avcılık ve toplayıcılık, adı üstünde yeterli ve çeşitli avın ve doğada toplanabilecek besinlerin olmasına direkt bağlıdır. Bunun yanında iklim değişikleri ve buzul çağları da toplulukları etkilemekteydi. Gerek fazla avlanmadan gerekse iklim değişikliklerinden kaynaklanan kıtlık, klanları (toplulukları) çok hızlı bir şekilde etkileyebiliyordu. Dolayısı ile insangiller sayıca az ve sürekli göç halinde yaşamakta idiler. Şu an buzul devirleri arasındayız, yaklaşık yirmi bin yıl önce son buzullaşmanın buzları erimeye başladı ve dünyamızda bugünkü iklimine yakın koşullar oluştu. Bu yeni ekolojik dönem, Asya bölgesi için ciddi bir krize dönüştü. Bölgede av çeşitliliği azaldı çölleşme baş gösterdi, radikal bir değişim kendini dayattı ve artık toplayıcılık değil üretim gerekiyordu. Evet tarım devrimi ile homo sapiens daha da farklılaşıyordu yerleşikliği zorluyordu. Aslında Neandertal de insangillerin bir türüdür. Homo Sapiens ile aynı dönemlerde yaşamıştır ama soyları tükenmiştir. Homo Sapiens’e göre daha güçlü ve dayanıklı olmalarına rağmen kültürel gelişimleri ve kolektiviteleri, Homo Sapiens kadar gelişmemişti. Aynı dönemde yaşayan bu iki türe bakıldığında tehlikeli avları, Homo Sapiens kolektif bir şekilde planlı avlarken, Neandertallerin daha bireysel davrandıkları gözlemlenmiştir. Kendi türlerinden ve klanlarından birisinin ölümünde ise Homo Sapiens türü, türlü ritüellere başvururken, Neandertallerin ölülerine böyle davranmadığı gözlemlenmiştir. Bu da bize kültürün ve kolektivitenin, insan evriminde ne kadar önemli bir fark oluşturabildiğinin bir göstergesidir.

İnsanın evrimi, ilk canlı organizmadan bugüne kadarki tüm süreçtir. Evrim teorisinin, Charles Darwin’e eksiklerine rağmen borcu büyüktür fakat Stephen Jay Gould’un “Kesintili Denge Teorisi”ni de bilmek, anlamak ve sorgulamak gerçekten önemli çünkü ister insanın, isterseniz türlerin evrimini anlamak isteyin bu çalışmalar birer kült eser olarak insanlığın evrimine yön veriyor.

 

 

 

 

Kaynaklar:

Marksist Dünya Tarihi- Neil Faulkner

Pandanın Başparmağı- Stephen Jay Gould

Yaşamın Tüm Çeşitliliği- Stephen Jay Gould

https://hayatasoldanbakmak.wordpress.com/2014/02/02/bu-resmin-nesi-yanlis-mehmet-somel/

 

Leave a Comment

© 2011 Powered By Wordpress, Goodnews Theme By Momizat Team copyLEFT

Scroll to top