YAŞAM VARSA UMUT, UMUT VARSA MÜCADELE VARDIR – Mehmet Adaman Reviewed by Momizat on .           Argasdi dergimizin 46. sayısındaki gündem yazımız sizlerle... Son 3 ayın gündemini farklı bir gözlükle okumak, hatırlamak ist           Argasdi dergimizin 46. sayısındaki gündem yazımız sizlerle... Son 3 ayın gündemini farklı bir gözlükle okumak, hatırlamak ist Rating: 0
You Are Here: Home » Yayın » Argasdi » YAŞAM VARSA UMUT, UMUT VARSA MÜCADELE VARDIR – Mehmet Adaman

YAŞAM VARSA UMUT, UMUT VARSA MÜCADELE VARDIR – Mehmet Adaman

 

 

 

 

 

Argasdi dergimizin 46. sayısındaki gündem yazımız sizlerle… Son 3 ayın gündemini farklı bir gözlükle okumak, hatırlamak isteyenlere…

images

Baharın kendini iyiden iyiye hissettirdiği, yaz mevsiminin kapıya dayandığı bu aylarda, sayfamızda en az havalarımız kadar sıcak gündem konularımıza değinerek, 2017’nin ilk üç ayında ülkemizde yaşanan olayları yorumlamaya çalışacağız.

Öncelikle erken seçim tartışmalarına biraz değinelim. Gördüğümüz kadarıyla erken seçim konusu, halkın olmasa bile siyasi partilerin gündeminde bir süre daha yerini koruyacak. Halkın, Ankara’ya bağımlı ve sürekli olarak Ankara’nın talimatlarını yerine getiren veya getirmeye talip olan siyasi partilerimize güveni olmadığı için, erken seçim konusu aslında halk tarafından çok da önemli bir konu olarak görülmemekte. Haziran 2014’te yapılan ve meclisteki tüm partilerin “evet” dediği Anayasa değişikliği referandumunda, seçime katılanların % 62’si yeni Anayasa’ya “hayır” diyerek, meclisin içindeki tüm partilere duyulan güvensizliği ortaya koymuştu. 2014’ten bu yana da hükümeti ve ana muhalefeti ile meclisteki partiler, halkın günlük yaşamında olumlu yönde bir fark yaratabilmiş değil. İşte bu sebeplerle, halkın siyasi partilerden yana bir beklentisinin olmadığı apaçık ortadadır. Hal böyleyken bizler şu an yaşanan erken seçim tartışmalarını anlamsız ve değersiz buluyoruz. Bugüne kadar pek çok kez ülkemizde seçim yapıldı ancak hiçbiri halkın meclisi olmayı başaramadı. Yüzlerini halkına değil, Ankara’ya dönen ve bu çarkın içinden çıkmaya niyeti olmayan siyasi partilerle yapılacak ister “erken” ister “genel” seçimin halkın çıkarı yönünde bir faydası olmayacağını düşünüyoruz.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde bu yıl ilk kez Lefkoşa’nın dışındaki şehirlerde de etkinlik ve yürüyüş düzenlendi. 8 Mart’ın, tüm ülkeye yayılmasının oldukça önemli ve anlamlı olduğunu düşünüyoruz. Mağusa’da ve Omorfo’da yürüyen coşkulu kitleler, kadın emeğinin özgürleşmesi mücadelesine ve sığınma evinin gerekliliğine dikkat çekti. Girne’de de aynı taleple 8 Mart günü Kaymakamlık binası önünde basın açıklaması okundu. Bu konuda gereğini yapmayan hükümete sorumluluğu tekrardan hatırlatıldı. Lefkoşa’da ise Sosyal Güvenlik(siz)lik Yasası kapsamında kadının yıpranma payını kaldıran parti olan CTP’nin öncülüğünde bir yürüyüş düzenlendi. Bizler Baraka olarak 8 Mart gibi bir günde CTP’nin alanlarda olmasından elbette rahatsız olmayız, ancak sadece kendi gibi düşünen insanları sokakta görmek isteyen, diğerlerinin yaşamasına şans tanımayan antidemokratik düşünce yapısına da sessiz kalmamalıyız.

Ankara’nın, Kıbrıs’taki işbirlikçi hükümetlerine neredeyse her dönem dayattığı özelleştirme politikaları da hızla karşımıza çıkmaya devam ediyor. Telekomünikasyon Dairesi’nin özelleştirilmesi konusu artık hükümet tarafından yüksek sesle konuşulmaya başlandı. Sırada ise Kıb-Tek’in olduğunu artık herkes biliyor. Sistematik bir şekilde üretimden koparılan ve Türkiye’ye bağımlı hale getirilen halkımızın, elinde kalan son birkaç kurum da satılmak isteniyor. Özelleştirme sonrası daha iyi ve daha ucuz hizmet verileceği yalanıyla halk kandırılmaya çalışılırken, bizzat gelmiş geçmiş hükümetler tarafından özelleştirmenin önünü açabilmek için bilerek kötü yönetilen kurumlarımıza sahip çıkmalıyız.

Kıbrıs sorunu müzakerelerinde yine hareketli günler yaşıyoruz. Bir toplanan bir dağılan görüşme masası artık iyice kabak tadı verdi. Bunu söylerken, Kıbrıs Cumhuriyeti Meclisi’nde alınan ve hem güneyde hem de kuzeyde çok tartışılan o malum karara da değinmemiz gerekiyor. Bilindiği gibi faşist ELAM örgütü tarafından önerilen ve kabul edilen yasa düzenlemesine göre 1950 yılında Kıbrıs’ta yapılan Enosis Plebisiti’nin okullarda kutlanması kararı alındı. Bu karar bağımsız, birleşik ve halkları kardeş bir Kıbrıs hayaliyle mücadele eden bizler için asla kabul edilebilir değildir. Öte yandan Kıbrıs’ın kuzeyindeki faşistler de bunu fırsat bilerek “Taksim” talebini gündeme getirdiler. Bu olaylar sonucunda bir kez daha görünüyor ki gerek güneydeki gerekse de kuzeydeki faşist örgütlerin mutlaka kapatılması gerekiyor. Çünkü bizim bu adada düşmanlık ve çatışmaya değil, barış kültürüne ihtiyacımız var.

Tüm bunlar yaşanırken, ülkemizde neredeyse her gün farklı bir yerden iş “kazası” haberleri geliyor. Gerek bir inşaatın çatısında, gerek bir paketçi motorunun üstünde, gerek beton mikserinin tepesinde güvencesiz çalıştırılan işçilerin yaşadıkları “kazalar” artık canımıza tak etti. Yaşanan tüm bu iş “kaza”larına kayıtsız kalan hükümet, bir an önce özel sektörde sendikalaşma için harekete geçmelidir. Eğer özel sektörde sendikalaşma olursa, patronlar tamamen keyfi bir şekilde, daha fazla para kazanma hırsıyla istedikleri saate kadar işçi çalıştıramayacaklar ve gerekli güvenlik önlemlerini de almaya zorlanacaklardır.

Öte yandan, TC Başbakanı Binali Yıldırım mart başında adamıza gelerek yeni Anayasa’ya “evet” propagandası için Lefkoşa’da miting düzenledi. Öncelikle şunu belirtelim ki bizler, hangi siyasi partiden olduğuna, bizim ideolojimize yakınlığına uzaklığına bakmaksızın, adamızda Türkiye’den bir siyasi partinin miting düzenlemesini kesinlikle doğru bulmuyoruz. Türkiye’nin en ilerici en devrimci partisi bile Kıbrıs’ın kuzeyinde miting düzenlemek istese, bizler ona da karşı çıkarız, çıkmalıyız. Çünkü burası başka bir ülke! Adamıza, Türkiye’nin 82. iliymiş gibi davranılmasına itiraz etmek, bu adada bağımsızlığa ve kendi kendini yönetme mücadelesine inanan herkesin görevidir.

Yukarıda ardı ardına sıraladığımız olaylar, her ne kadar birbirinden bağımsız olaylarmış gibi görünse de, aslında hepsi de birbiriyle bağlantılıdır. Kıbrıs’ın kuzeyinde oluşturulan çarpık düzen, Ankara’nın işbirlikçisi hükümetler, kendi halkının değil Ankara’nın çıkarlarını savunan siyasi partiler, Ankara’dan adamıza yönelen neo-liberal saldırılar… Yani tüm izler dönüp dolaşıp, aynı kaynağa ulaşıyor; Kıbrıs’taki halkların kendi kendini yönetmesinin engellenmesi ve üretimden koparılarak Ankara’ya bağımlı hale getirilmesi…

Ülkemizdeki onca olumsuzluğa rağmen, yaşamaya devam ediyoruz. Yaşam varsa, umut da vardır. Umutsuzluğa kapılmadan, daha yaşanası bir ülke için mücadeleye devam ediyoruz, sizi de bekleriz.

Mehmet Adaman

mehmetadaman@gmail.com

Leave a Comment

© 2011 Powered By Wordpress, Goodnews Theme By Momizat Team copyLEFT

Scroll to top