Bir Zamanlar Sinema – Şifa Alçıcıoğlu Reviewed by Momizat on . İnsanların sinemayla tanışması 1900’lü yılların başlarına rastlar. Bu güzel etkinlik sessiz ve renksiz biçimde hayatımıza girer. Daha sonra “Rüzgar Gibi Geçti” İnsanların sinemayla tanışması 1900’lü yılların başlarına rastlar. Bu güzel etkinlik sessiz ve renksiz biçimde hayatımıza girer. Daha sonra “Rüzgar Gibi Geçti” Rating: 0
You Are Here: Home » Yayın » Argasdi » Bir Zamanlar Sinema – Şifa Alçıcıoğlu

Bir Zamanlar Sinema – Şifa Alçıcıoğlu

İnsanların sinemayla tanışması 1900’lü yılların başlarına rastlar. Bu güzel etkinlik sessiz ve renksiz biçimde hayatımıza girer. Daha sonra “Rüzgar Gibi Geçti” dercesine rengini ortaya çıkarır.* Şimdilerdeyse istediğimiz kalite, uzunluk hatta boyutta keyfini çıkartıyoruz filmlerin. Ülkemizde de 1940-1970’li yıllarda altın çağlarını yaşamış sinemalar. Ardından perde kapanmış ve uzun süre mahrum olmuşuz bu eğlenceden. Ta ki 1995 yılında Flintstones (Taş Devri) filmiyle Mısırlızade sineması yeniden açılana dek. Ardından sinema salonları tekrardan devreye girdi. Kristal, Ulus, Halk, Zafer eski sinemaların yerini tutar mı bilinmez ama hayatımızda sinemanın olması dünyamıza renk katıyor yine de.

***

Kıbrıs’taki ilk sinema gösterimi, Sinemacı Ali diye bilinen Mustafa Ali ile başladı. Yıl 1913, Amerika’dan yeni dönen Mustafa Ali, yanında sinematograf isimli bir icadı da getirir. Bundan sonra gezgin göstericilik yapmaya başlar. Kıbrıslı halklar için büyük bir neşe kaynağı olan sinema, bu günlerden sonra büyüyerek devam etti.1916’da tekrar Amerika’ya giden Sinemacı Ali, 1931 yılında geri döndüğü zaman daha gelişmiş makineler ve filmlerle insanları buluşturdu. Ondan sonra oğlu Kemal Mustafa da sinema sektörüne değerli katkılarda bulundu. (1)

Sinemacı Ali’nin yurt dışında olduğu dönemlerde “Sinemacı Cemali” gösterimler yapmaya devam etti. Gösterilen filmler arasına Türk filmlerinin girmesiyle sinemaya olan ilgi artmaya başladı. Özellikle Kıbrıslı Türkler için yapılan bu yenilik, kendi içinde yaşayan, dışarıdan az haber alan ada insanının dış dünyayı tanımasının kapılarını araladı. Zamanla hayatın değişmez bir parçası haline gelen sinemalar, insanların sosyalleşme, buluşma alanları oldular. Beyaz perdenin karardığı anlarda, kimi zaman bir politikacı kimi zamansa bir dombulacı doldururdu sahneyi. Çeşitli toplantılar, okul müsamereleri hatta düğünler bile yapılmaktaydı bu mekanlarda. Göçmenlik zamanlarında da göç eden insanlara kapılarını ilk açan kapalı sinema salonları olmuştu.

Sinemaya gitmek özel bir eğlenceydi. İnsanlar, güzel elbiselerini giyer, temiz tertipli olmaya gayret ederlerdi. Kadınlara Çarşamba günleri ücretsiz gösterimler konur, mahallenin kadınları toplanıp bu eğlenceye katılırlardı. Kimi zaman bir çocuk çığlığı filmi böler, filmin yarattığı hisle kimi zaman yüzde bir tebessüm, kimi zaman da ıslak gözlerle çıkılırdı sinemalardan. Bazı filmler günlerce konuşulur, gidemeyenlere ise ballandıra ballandıra adeta yaşarmışçasına anlatılırdı. Kahve sohbetlerinin konusu olurdu. Yeşilçam sineması yanında, Hollywood hatta Bollywood filmleri gösterilmekteydi. Filmler orijinal olarak seslendirilmekteydi. Bir Hint filmi olan Avare filminin “Avara mu” şarkısı da dilden dile günümüze dek gelmiştir. Gündüz sinemalarına öğrenciler de götürülürdü. 1 şiline yaşanan bu eğlence, iki filmi bir matineye sığdırırdı.

***

Yazlık sinemalar da o günleri yaşayan insanların hatıralarında önemli bir yere sahiptir. Oynanacak filmler, kamyonet tipi araçlarla çığırtkanlarca mahalle mahalle gezilerek duyurulurdu. Sinemanın kapısına gösterilecek filmin, büyükçe bir afişi asılırdı. Yazlık sinemalarda yıldızların altında farklı bir keyifle film izlemek, yasemin kokularına karışır, tadına doyum olmazdı. Sinemalar Lefkoşa’da, özellikle Çağlayan bölgesinde bulunurdu. Bunun yanında köylerde de sinemalar vardı. Uzak yerlere bile yürüyerek ya da bisikletle toplanıp giden gençler, arabalarla taşınan aileler çok sık olmasa bile bayramlarda sinemaların yolunu tutarlardı.

***

Son yıllarda ülkemizde birçok sinema salonu faaliyet gösteriyor. Eski salonların ise birçoğu harabe ya da yıkılmış bir haldeler. Bir zamanlar hayatımıza girerek önemli bir yer tutan sinema salonlarının değerlendirilememesi, ülkemiz kültür sanatı adına bir utançtır. Teknolojinin gelişmesiyle insanların artık evlerde de film izlemesinin önünün açılması, sinema sektörünün önünde engel gibi dursa da gerek son yıllarda Türk sinemasının yeniden canlanması gerekse de Hollywood filmleri sayesinde günde birkaç gösterim yapılıyor. Bunun yanında sinemanın eğlence veren kısmından ziyade öğretici ve bilgilendirici bir yanı da olmasına rağmen ülkemizde alternatif sinemacılık gelişmemiş durumdadır. Bazı derneklerin zaman zaman yaptığı film gösterimleri, festivaller dışında… Uluslararası Kıbrıs İşçi Filmleri Festivali gibi alternatif sinema belgeselleri ve filmlerinin daha fazla organize edilmesi ve sinemacıların sadece kar amacı gütmeden bu tarz etkinlikleri de sahiplenmesi önemli bir duruş olacaktır.

Taksi12tnemas

Çağlayan Bölgesinde yer alan Taksim ve Beyrut sinemaları 21 Eylül 2016 tarihinde yıkılarak yok edildiler.

 

* Rüzgar gibi geçti filmi, ilk renkli film olarak tarihe geçti.

(1) Kıbrıs’ın orta yeri sinema, Ahmet Tolgay.

Bilinmeyen kelimeler

dombula: tombala

 

Not: Bu yazı Argasdi dergimizin 46. sayısında kültür sayfamızda yer almıştır.

Leave a Comment

© 2011 Powered By Wordpress, Goodnews Theme By Momizat Team copyLEFT

Scroll to top