Örgütler, Kadın Cinayetlerinden Sorumlu Devleti Protesto Etti Reviewed by Momizat on . Baraka, Bağımsızlık Yolu ve Kadın Eğitimi Kolektifi; 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’nde eş zamanlı olarak 16:30’da İçişleri Bakanlı Baraka, Bağımsızlık Yolu ve Kadın Eğitimi Kolektifi; 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’nde eş zamanlı olarak 16:30’da İçişleri Bakanlı Rating: 0
You Are Here: Home » Etkinlikler, Eylemler, Festivaller » Eylemler » Diğer Eylemler » Örgütler, Kadın Cinayetlerinden Sorumlu Devleti Protesto Etti

Örgütler, Kadın Cinayetlerinden Sorumlu Devleti Protesto Etti

Baraka, Bağımsızlık Yolu ve Kadın Eğitimi Kolektifi; 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’nde eş zamanlı olarak 16:30’da İçişleri Bakanlığı, Polis Genel Müdürlüğü ve  Cumhuriyet Meclisi; 17.00’de ise Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde ‘Kadın Cinayetlerine Karşı İsyandayız’ eylemi gerçekleştirdi. Dört farklı noktada gerçekleşen eylemlere KTAMS da destek verdi.

Şentürkler: Bakanlar Görev Yapmıyor, 10 Yılda 20 Kadın Öldürüldü

İçişleri Bakanlığı önünde örgütler adına ortak açıklama yapan Zekiye Şentürkler, “Her dönemin bakanı gibi şimdiki bakanı da görevini yerine getirmediği için, bırakın her ilde birer tane, sadece bir tane bile Kadın Sığınma Evi olmadığı için ve son 10 yılda 20 kız kardeşimiz öldürüldü” şeklinde konuştu.

Koloz: Polis, Kadına Yönelik Şiddetle İlgili Şikayetleri Ciddiyetle Ele Alınmalı

Polis Genel Müdürlüğü önündeki ortak açıklamayı örgütler adına okuyan Melisa Koloz, şiddete uğradığı için polise başvuran kadınların yapmış oldukları şikayetlerin, diğer suçların soruşturulmasında olduğu gibi ciddiyetle ele alınması gerektiğini ifade ederken, Polisin görevinin arabuluculuk yapmak ya da şikayetçinin mahkeme süreciyle ilgili gözünü korkutmak veya tavırlarıyla şikayetçiyi yıldırmaya çalışmak olmadığının da altını çizdi.

Alçıcıoğlu: Sosyal Hizmetlere Dar Bütçe Öneren Vekiller Kadın Cinayetlerinin Sorumlusudurlar

Meclis önündeki ortak açıklamayı ise örgütler adına okuyan Şifa Alçıcıoğlu, “sosyal hizmetlere yıllarca dar bir bütçe öngörerek kadınların şiddete karşı korunmasız kalmasına sebebiyet veren vekiller, kadın cinayetlerinin de sorumlusudurlar” şeklinde ifadelerde bulundu. Ayrıca sosyal hizmetler alanında yıllardır giderilmeyen personel ihtiyacının ortada durduğunun altını çizerek  milletvekillerinin Din İşleri Dairesi Yasasını değiştirerek personel sayısını 65′ten 360′a çıkarmasının, devletin; kaynaklarını kadınları koruyan sosyal politikaları değil; kadına yönelik şiddeti besleyen muhafazakar politikaları icra etmek için kullandığını vurguladı.

Kadın Cinayetlerine Öldürülen Kadınların Yoklaması Alınıp, İsimleri Duvara Yansıtıldı

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde yapılan basın açıklamasından önce kadın cinayetlerinde öldürülen kadınların ismi okunarak yoklama alınırken isimleri de Bakanlık binasının duvarına yansıtıldı.

Nazlı: Kamu Kaynaklarını Gerici Odaklara Değil, Kadınları, Çocukları, Yaşlıları Koruyacak Politikalara Ayırın

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önündeki ortak açıklamayı okuyan Cansu N. Nazlı, kullanılan kamu kaynaklarının kadına yönelik şiddeti besleyen gerici odaklara değil, kadınları, çocukları, yoksulları koruyacak sosyal politikalara tahsis  edilmesinin elzem olduğunun altını çizdi. Ayrıca Bakanlıktan, Alo 183 ihbar hattının tam teşekküllü hizmet verebilmesi için gerekli alt yapıyı oluşturmasını isteyen Nazlı, “Bir an önce güvenlik, sağlık, hukuki ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin koordineli şekilde bir noktadan verileceği şiddet önleme merkezlerini hayata geçirin! LTB’nin sığınma evi var diye oturmayın, her bölgeye kadın sığınma evlerini kurmak için harekete geçin!” dedi.

Son 10 Yıldaki Çalışma Bakanları Protesto Edildi

Açıklamanın ardından, son on yılda görev yapan Çalışma Bakanlarının isimleri bir bir okunup protesto edildi.

Ortak basın açıklamalarının tam metni ise şöyle:

İçişleri Bakanlığı önünde;

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nde geçtiğimiz aylarda olduğu gibi yine İçişleri Bakanlığı’nın kapısındayız ve her dönemin bakanı gibi şimdiki bakanı da görevini yerine getirmediği için, bırakın her ilde birer tane sadece bir tane bile Kadın Sığınma Evi olmadığı için ve son 10 yılda 20 kız kardeşimiz öldürüldüğü için protesto ediyoruz.

Yıllardır ülkemizde var olan seks köleliğini ilk kez kendi görmüş onu da yanlış görüp seks işçiliği olarak tanımlamış bakanı artık gerçeklerle yüzleşmeye, göstermelik çalıştaylar yapıp pezevenkleri de paydaş olarak davet ettiği icraatlardan vazgeçmeye, ivedilikle kadın sığınma evlerinin açılması ve gece kulüplerinin kapatılması için göreve çağırıyoruz.

Kıbrıs’ın kuzeyinde seks köleliği vardır. Önceden bilgisi ve rızası olsun ya da olmasın, ülkeye girişte pasaportlarına el konularak, borçlandırılarak çalıştırılan, dilediği zaman gece kulübünden çıkma hakkı olmayan, cinsel ilişkide kendini hastalıklardan koruma hakkı olmayan, yaptıkları iş kayıt altında olmayıp sağlıkları ve hatta hayatları güvence altında olmayan kadınlar seks kölesidirler. Devlet seks köleliğine göz yummakta, yardım ve yataklık etmekte ve vergisini almaktadır. Devlet her şiddet gören, tecavüze uğrayan ve cinayete kurban giden seks kölesi kız kardeşlerimizin kölelik hikâyesinde işbirlikçiden öte suçludur. Suça ortak olan devlet istemiyoruz.

Bizi cinsiyet odak noktası personeli gibi safsatalarla oyalayacağınıza kadınların her gün daha fazla gayri insani koşullarda yaşama durumuna bir son verin.

Beyan ettiğiniz gibi yaptığınız çalıştayın sonucunda gece kulüplerini kapatmak ve seks işçiliğini yasallaştırmak var ise eğer hemen bunu hayata geçirin. Çünkü artık bıçak kemikte. Çünkü artık tek bir kız kardeşimizin ölümüne tahammülümüz yok!

Polis Genel Müdürlüğü önünde;

Değerli basın emekçileri,

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla burada toplanmış bulunuyoruz.

Neoliberal muhafazakar politikalar  kadın özgürleşmesinin, kadına karşı uygulanan şiddetle mücadelenin önünde bir engel teşkil etmektedir. Yalnızca eş ve anne olarak tanımlanan, nesnelleştirilen kadın sadece beden olarak algılanmakta ve hukuksal kişi olma vasfından çıkarılmaktadır. Toplumsal statüsü “ev hanımlığı” ve “annelikten” öteye gidemeyen, bedeni veya düşüncesi üzerinden baskı altına alınan kadın, fiziksel veya psikolojik şiddete uğramakta ve ne yazık ki öldürülmekte.

Devletten kadına yönelik şiddetle ilgili alması gereken önleyici ve koruyucu tedbirleri bir an önce hayata geçirmesini talep etmek için burada bulunuyoruz.  Bir kez daha devlete esas görevinin kadın, çocuk, genç, yaşlı, erkek veya LGBTİ demeden tüm sınırları içerisinde yaşayan insanları korumak olduğunu hatırlatmak isteriz.

Bir kaç hafta önce Gönyeli’de , çalıştığı evde canice katledilen kız kardeşimizi hepimiz çok iyi hatırlarız. Cinayetin ardından Çalışma ve sosyal güvenlik bakanı Zeki Çeler: “ önceden şikayette bulunulmamış. Nereden bilecektik ve koruyacaktık?” şeklindeki açıklaması ile devletin polisinin kadına yönelik şiddetle ilgili şikayetleri ciddiye almadığını ispatlamış oldu.  Oysa ki cinayetten önce  Gülbahar polise şikayette bulunmuştu….kız kardeşimiz öldürüldükten sonra ortaya çıkan ve ne yazık ki onu geri getiremeyecek olan bu gerçeğin saklı kalması elbette mümkün değildi.

Yaratılan bu durum; şiddet uygulama eğilimi olan insanlarda cesaret, şiddete uğrayan insanlarda ise güvensizlik ve yılgınlık oluşturmaktadır. “Şikayet etsem de işe yaramayacak!” düşüncesi ile kadınları sorunları ile baş başa bırakmak ve çaresizlik düşüncesine terk etmek bir devlet için en büyük utançtır.

Gelinen noktada tüm bu yaşanılanlar gösteriyor ki, devlet kadına yönelik şiddet karşısında alınması gereken önlemler konusunda görevlerini yerine getirmiyor.

Cuma günü kadına karşı şiddetle mücadele şubesinin faaliyet göstermeye başlayacağının da haberini aldık, polisin önceden takındığı tutumlar göz önünde tutulduğunda bu şubeye ihtiyatla yaklaştığımızı ve ilgili şubenin göstermelik mi yoksa ciddi bir girişim mi olduğunu takip edeceğimizi kamuoyuna duyururuz.

Bağımsızlık Yolu, Baraka ve Kadın Eğitimi Kolektifi olarak yine de üstüne basa basa diyoruz ki:

Şiddete uğradığı için polise başvuran kadınların yapmış oldukları şikayetler, diğer suçların soruşturulmasında olduğu gibi ciddiyetle ele alınmalıdır. Polisin görevi arabuluculuk yapmak ya da şikayetçinin mahkeme süreciyle ilgili gözünü korkutmak veya tavırlarıyla şikayetçiyi yıldırmaya çalışmak değildir.

Şiddete uğradığı şikayetiyle gelen kadınların kendini güvende hissetmesi sağlanmalı ve şikayet etkin şekilde soruşturulmalıdır. Şikayet geri çekilse dahi diğer davalarda olduğu gibi kamu davası olarak şiddet uygulayan kimseye okunan ceza davası ilerletilmelidir. Ayrıca kadına yönelik şiddetle ilgili vakalara bakacak olan sağlık personeli ve polis memuru ve benzeri kimselerin bu konuda eğitim almalarını ve bilinçli yaklaşmalarını sağlamak için hizmet içi eğitimler planlanmalıdır.

Herkese katıldığı için teşekkürler, eylemimiz çalışma bakanlığı önünde devam edecektir.

Meclis önünde;

25 Kasım kadına yönelik şiddetle mücadele gününde bir kez daha Meclis önündeyiz. Ne yazık ki geçtiğimiz 25 Kasımdan bugüne, kadına yönelik şiddet kendini en çirkin biçimde göstermeye devam etti. Yıl içinde 3 kadın daha, en yakınlarının kurbanı oldu. 10 yılda 20 kız kardeşimiz kadın cinayetine kurban gitti. Öfkemiz artıyor, sabrımız taşıyor ve isyanımız giderek büyüyor!

Günden güne artan neoliberal politikalar biz kadınları daha çok öldürüyor. İşkence görüyor, tecavüze tacize uğruyor ve sömürülüyoruz. Güvence altında yaşama hakkımız gasp edilirken, bu sömürü düzenine karşı tüm birimleri görevini yapmaya çağırıyoruz. Kadına yönelik şiddet, polisinden yargısına, sığınma evinden sağlık ve eğitim sistemine uzanan geniş bir yelpazede, kadın haklarını ve kadın özgürleşmesini ön plana alan, sürekli bir devlet politikası olarak ele alınmalıdır. Sağlık bakanlığı, polis ve savcılık konuyu gündemine taşımalı, gerekli birimlerle kadına yönelik şiddetin önlenmesi için elinden geleni yapmalıdır. Bununla ilgili yasalar yapılması bütçe ayrılması ise meclisin ivedi görevlerinden olmalıdır. Yasa yapmak kadar, yasaları uygulamanın da gerekli olduğunun altını çizmek isteriz.

Bundan iki yıl önce on binlerce imza toplanarak sığınma evi için ülke çapında bir kampanya düzenlenmişti. Hala bir sığınma evi olmaması devletin en büyük ayıbıdır. Bütçe görüşmelerinin sürdüğü bu günlerde vekillerimize sığınma evi açılması için gerekli bütçe çalışmalarını yapmasının önemini tekrardan hatırlatırız.

Sosyal hizmetler dairesinin şartlarının düzeltilmesi, nitelikli elemanlarla kadına yönelik şiddeti önleyici birimlerin açılması için ivedilikle konuyla ilgilenilmesi gerekir. Sosyal hizmetlere yıllarca dar bir bütçe öngörerek kadınların şiddete karşı korunmasız kalmasına sebebiyet veren vekiller, kadın cinayetlerinin de sorumlusudurlar. Sosyal hizmetler alanında yıllardır giderilmeyen personel ihtiyacı ortadayken milletvekillerinin Din İşleri Dairesi Yasasını değiştirerek personel sayısını 65′ten 360′a çıkarması, devletin kaynaklarını kadınları koruyan sosyal politikaları değil; kadına yönelik şiddeti besleyen muhafazakar politikaları icra etmek için kullandığını ortaya koyuyor. Bütçe görüşmeleri sürerken vekillerimize sorumluluklarını tekrardan hatırlatmak ve hesap sormak isteriz. Kadınlar öldürülürken milletvekilleri nerede?

Teşekkürler. Eylemimiz çalışma bakanlığı önünde devam edecektir.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde;

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü dolayısıyla İçişleri Bakanlığı, Polis Genel Müdürlüğü ve Meclis önünde gerçekleştirdiğimiz basın açıklamalarının ardından kadın cinayetlerinin baş sorumlusu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından hesap sormak üzere burada bulunuyoruz.

Sona ereceğe benzemeyen ekonomik kriz en başta, esnek, ucuz, güvencesiz iş gücü olarak görülen biz kadınları yoksullaştırarak hayatlarımızdan ekonomik şiddeti ve baskıyı eksik etmemiş, bizlere huzurlu geçen bir gün bile bırakmamıştır. Çoğu hane açlık sınırında bir yaşama mahkum edilirken Bakan, hiçbir ihtiyacı karşılayamayacak meblağda olan sosyal yardım maaşlarının artırılması yönünde bir girişimde bulunmadığı gibi, annesine bakmadığını asılsız biçimde iddia ederek bir kadının neredeyse linç edilmesine bizzat sebep oluyordu.

Kadınların çalışıyor olsa dahi, içinde bulunduğumuz koşullarda ekonomik bağımsızlığı olması neredeyse imkansızken devletin şiddete uğrayan kadınların başını sokabileceği bir çatı açmaması, kadınları şiddet gördükleri hanede yaşamaya mahkum etmekle eşdeğerdir. Bakan Çeler de dahil, bugüne kadar bu koltuğu işgal eden ve sığınma evi açmanın sözünü dahi etmeyen bütün bakanların elinde katledilen kız kardeşlerimizin kanı vardır. Bilin ki biz kadınlar, aramızdan alınan her kız kardeşimizin hesabını, artık o koltuklarda oturmuyor olsanız bile sizden soracağız.

Evde şiddet gösteren eşlerden, sokakta cirit atan yobazlardan, kadınları taciz etmeyi kendinde hak gören hadsizlerden, iş yerinde mobbing yapan, tacizlerde bulunan müdürlerden, patronlardan rahat nefes alamadığımız her gün, şiddete uğramamızı önleyecek ve bizi şiddetten koruyacak tedbirleri almayan sizleri rahatsız edeceğiz. O kadar ki, istifa etseniz, hükümette düşseniz bile biz şiddetten kurtulmadan siz bizden kurtulamayacaksınız!

Gönyeli’de geçtiğimiz haftalarda öldürülen kız kardeşimizin polise şikayeti olmadığını, eğer olsaydı gereğini yapacaklarını, bu yüzden de sorumluluğu bulunmadığını iddia etti Sn. Bakan. Bir kadının şiddetten korunabilmesi için yapmanız gereken her şeyi yaptınız mı ki, sorumluluktan kendinizi bu kadar kolay sıyırabiliyorsunuz? Üstelik Gülbahar’ın öldürülmeden yaklaşık 10 gün önceden poliste şikayeti bulunduğunu biliyoruz. Okları kendi üzerinizden çekmek için, öldürülen bir kadının polise yaptığı şikayeti gizlemeye utanmıyor musunuz?

Kadınlar yok annesine bakmıyormuş, yok şiddet gördüğünü polise şikayet etmiyormuş diye bizle uğraşmayı kesin artık. Bugün 25 Kasım, bugün bizim isyan günümüz!

Bugün ne siz, ne Başbakanınız ne de Cumhurbaşkanınız konuşacak! Bugün ezilen kadınlar konuşacak, bugün şiddete uğrayan kadınlar isyanını haykıracak, siz susacaksınız!

Bugün eğer illa bir şey yapmak istiyorsanız kamu kaynaklarını kadına yönelik şiddeti besleyen gerici odaklara değil, kadınları, çocukları, yoksulları koruyacak sosyal politikalara tahsis edin! Alo 183 ihbar hattının tam teşekküllü hizmet verebilmesi için gerekli alt yapıyı oluşturun! Bir an önce güvenlik, sağlık, hukuki ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin koordineli şekilde bir noktadan verileceği şiddet önleme merkezlerini hayata geçirin! LTB’nin sığınma evi var diye oturmayın, her bölgeye kadın sığınma evlerini kurmak için harekete geçin!

Bizim artık tek bir can bile kaybetmeye tahammülüz kalmamıştır. Kadına yönelik şiddete karşı mücadelemizi sigara bırakma kampanyası gibi ucuzlaştırmanıza izin vermeyeceğiz! Kadınlar olarak hayatlarımıza sahip çıkacağız ve korku içerisinde geçirdiğimiz her günün hesabını, başta gerekli önlemleri almadan bize pişkin pişkin 25 kasım çağrısı yapan devlet erkanından soracağız! Yaşasın 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günümüz! Yaşasın, şiddete uğramadan kadınlar!

0P1A2820

eylem1

Leave a Comment

© 2011 Powered By Wordpress, Goodnews Theme By Momizat Team copyLEFT

Scroll to top