Statüko Çarkı ve Dişlileri – Hasan Esendağlı (Kıbrıs Türk Barolar Birliği Başkanı) Reviewed by Momizat on . "Adalet" dosya konulu 54. sayımızdan konuk yazarımızın yazısı... Argasdi derginizi tüm Khora kitap evlerinden ve marketlerden alabilirisiniz.    Konuk Yaza "Adalet" dosya konulu 54. sayımızdan konuk yazarımızın yazısı... Argasdi derginizi tüm Khora kitap evlerinden ve marketlerden alabilirisiniz.    Konuk Yaza Rating: 0
You Are Here: Home » Yayın » Argasdi » Statüko Çarkı ve Dişlileri – Hasan Esendağlı (Kıbrıs Türk Barolar Birliği Başkanı)

Statüko Çarkı ve Dişlileri – Hasan Esendağlı (Kıbrıs Türk Barolar Birliği Başkanı)

“Adalet” dosya konulu 54. sayımızdan konuk yazarımızın yazısı…

Argasdi derginizi tüm Khora kitap evlerinden ve marketlerden alabilirisiniz. 

 

952783dk.14248-1_2

Konuk Yazar:

Hasan Esendağlı (Kıbrıs Türk Barolar Birliği Başkanı)

esendaglihasan@gmail.com

Statüko Çarkı ve Dişlileri

Bu yazıyı yazdığım tarih, Kıbrıs Türk Barolar Birliği Başkanı olarak seçilmemin tam tamına 365. gününe denk geldi. Bu tesadüf, ister istemez kendi kendime şu soruyu sormama sebep oldu:

“Bu bir yılda ne öğrendim?”

Galiba benim ilk öğrendiğim, statüko dediğimiz şeyin ne olduğu oldu…

***

Kısaca “süregelen düzenin korunması durumu” olarak tanımlanan bu sözcüğün, Kıbrıslı Türkler için uzun zamandır olumsuz bir anlam ifade ettiği açıktır.

İçinde yaşadığı durumdan bir sebeple mutsuz ve şikayetçi olan Kıbrıs’ın kuzey sakinleri, “statüko” olarak ifade ettiği yapıyı, içinde bulunduğu sıkıntının sebebi olarak görmekte ve buna bağlı olarak, yapının değişmesini istemediğini veya buna karşı çıktığını düşündüğü kişileri de “statükocu”  olarak kategorize edip suçlamaktadır.

İlk başlarda ağırlıklı olarak siyasi yelpazenin sol tarafında filizlenen bu terminolojinin kullanımının zaman içinde yaygınlaşmış olduğu ve yukarıda ifade ettiğim gibi olumsuz bir algı düzlemine oturup kaldığı rahatlıkla gözlemlenebilir.

Evet…  Bu durumda statüko tüm kötülüklerin anasıdır… Ülkenin insanlarına zarar vermekte, gelecek kaygısı yaşatmakta ve hatta pek çoğunun ülkeyi terk etmesine sebep olmaktadır.

***

Kıbrıs’ın fiilen bölünmesinden günümüze değin yaşanan gerçeklerin bütünü, bu ülke insanları için kalıcı bir çözümün sağlanması ve uluslararası hukuka entegre olmuş bir devlet yapısına dahil olunmasının, ihtiyaçtan öte yaşamsal bir zaruret olduğunu açıklıkla ortaya koymaktadır.

Çözümle birlikte, mevcut statüko kendiliğinden yitip gidecektir. En azından ülkedeki pek çok insan buna inanmaktadır. Ama bu konuda da işlerin pek iyi gittiği söylenebilecek halde değildir.

***

Mevcut yapıdan mutlu değiliz. Ama bunu değiştireceğini umduğumuz çözüm ihtimaline de hiç yakın değiliz. İlk bakışta umutsuz bir tablo olduğu ortada…

Oysa ben bir hukukçu ve bir meslek örgütü temsilcisi olarak ama her şeyden önce bu ülkede yaşayan ve çocuklarını bu ülkede büyüten bir birey olarak; her şeye rağmen mevcut yapının iyileştirilmesinin, kısmen de olsa değiştirilebilmesinin, içinde bulunulan toplumsal mutsuzluk ve umutsuzlukla solunan travmatik ağır havayı dağıtabileceğine inanmışımdır hep.

***

Ülkedeki sorunları ana başlıklar halinde sıralayabilmek için çok derin çalışma veya incelemeye gerek yok. İlk aklıma gelenleri sayayım:

Güvenlik yetersizliği ve kriminal tehlikeler,

İmar, çevre, şehircilik ve planlama sorunları,

Sağlık ve gıda güvenliği sorunu,

Trafik ve yol güvenliği sorunu,

Eğitim ve öğretim sorunları,

Sosyal adaletsizlik ve eşitsizlik,

Toplumsal cinsiyet eşitsizliği,

İnsan hakkı ihlalleri…

Bunların yanına ekleyebileceğiniz veya alt başlıklar halinde detaylandırabileceğiniz daha onlarca sıkıntı…

Peki, bir devletin olması gereken bütün kurumlarına sahip olduğumuza ve bu sorunları çözmekle yetkili ve görevli birimler/kişiler/sorumlular/görevliler bulunduğuna göre; bunların çözümünün önündeki engel nedir? Neden her şey gün geçtikçe kötüye gitmektedir?

Sorun statükodur da, bu statükoyu değiştirmek bir yana neden kımıldatamıyoruz bile?

İşte kırılma noktası, sanırım burasıdır.

Benim gördüğüm şey, ülkede değişime yönelik ortaya çıkan istençle, değişime karşı olan direncin kaynaklarının farklı olmadığıdır. Yani değişimi isteyen de değişime direnen de bizleriz. Sadece zamana ve duruma göre roller değişmektedir.

Herhangi bir alanda alışılmış, kemikleşmiş yapı ve uygulamaların değişmesi için ortaya çıkan fikir veya çalışmalara; bu alanla ilgili olanların büyük kısmı tarafından tepkiyle karşı çıkılmaktadır. Bu karşı çıkış, çoğu zaman kişisel menfaatlerle ilgili iken; sadece alışılmış olan mevcut durumdan vazgeçmek istememe güdüsüne veya değişimin yaratacağı yeni duruma uyum sağlayamama korkusuna da yaslanmaktadır.

Kendine dokunacak olan değişikliğe ölümüne direnen bir kişi; başka bir alanda ise değişiklik yapılması gerektiğinin en önde gelen savunucusu olabilmektedir.  Yani aslında statükoyu savunanlar ile ona karşı çıkanlar birbirinden farklı kişiler değillerdir. Aslında değişim fikrinde sorun yoktur. Esas sorun, değişimin nereden başlayacağıdır. Statüko dediğimiz yapı, işte bu açmazla beslenmiş, büyümüş ve kendini oluşturan kişilerin toplamından çok daha büyük ve güçlü bir yapıya dönüşmüştür. Evet statükoyu oluşturan kişilerin toplamı…. Yani statükonun kendisi… Kimdir bunlar? Nedir statüko?

Gördüğüm ve anlatmaya çalıştığım o ki…

Statüko hepimizden oluşuyor. Sadece bu büyük çarkın hangi dişlisini oluşturduğumuz değişebiliyor.

Yani kısaca…

Statüko bizleriz. Hepimiziz.

Not: Bu bir umutsuzluk yazısı değildir. Halen ve her şeye rağmen…

Leave a Comment

© 2011 Powered By Wordpress, Goodnews Theme By Momizat Team copyLEFT

Scroll to top