Zamane Çocuklarının Tembelliği- Pınar Piro

zamane

“Zamane Çocuklarının Tembelliği” adlı makalemiz aktivistimiz Pınar Piro’nun kaleminden ulaşıyor sizlere… Argasdi,  Baraka Kültür Merkezi, Khora Kitap ve tüm gazete bayilerinde… 10 TL okur katkısıyla…

Hayatının her döneminde maddi manevi her ihtiyacı ailesi tarafından giderilen çocukların sayısı giderek artıyor. Yetkin yaşa gelmesine rağmen özbakım becerileri ebeveynleri tarafından karşılanıyor, daha ileriki yaşlarda ödev araştırmaları veya ders özetleri yine ebeveynler tarafından yapılıyor. Yaşlar daha da ilerledikçe hangi işi yapacağından tutun da, hayatını nasıl yaşayacağına kadar karışan, onun yerine kararlar alan aile bireyleri ile yaşayan, artık çocuk yaşta olmasa da bir evin evladı olan bireylerin, tembel bir yaşam tarzı sürmesi kaçınılmazdır. Kendi hayatının iplerini, onun için en iyisini bilen kişilerin eline vermek, bazen kafa rahatlığı yaşatabilir ve bu da kişileri tembelliğe itebilir. Oysaki bahsettiğimiz, daha yaşamın başında, bedenen ve ruhen belki de daha hiç yıpranmamış kişiler. Vücutları sağlam, diledikleri her türlü fiziksel aktiviteyi yapabilirler. Beyinleri yeni bilgilere aç ve deyim yerindeyse kafalar zehir gibi çalışabilir. Gelelim bu çocukların akademik hayatına…

Peki “tembel öğrenciler” niye tembel?

Bunun bir sebebi az önce de bahsettiğim gibi, karar alması gerekmeyen bunun için de çaba sarfetmeye ihtiyacı olmayan öğrenciler. Evde tüm derslerin ağır yükünü çeken ebeveynler olduğu için, öğrenciler sınıfta dersini nasıl yapacağını bilemiyor ve dolayısıyla tamamlayamıyorlar ve böylece de tembel olarak etiketleniyorlar. Yani aslında bu öğrenciler tembel değil, aileleri onların ellerinden çalışkanlıklarını çalıyor.

Tembel dediğimiz öğrencilerin bir diğer sebebi de aslında tembellik değil. Her çocuk farklı yetişkinler aracılığıyla gelir dünyaya. Yani her bireyin gen yapısı farklı. Ve pek tabii ki aynı toplumun fertleri olsalar da her çocuğun hayattan aldığı da farklı; yani kişiliği ve zakayı etkileyen çevresel/toplumsal etkenler. Hal böyle olunca da her çocuk farklı bir öğrenme sistemine sahip. Buna da eğitimde çoklu zeka deniliyor. En basit haliyle, siz matematikte çok başarılı iken kardeşinizin sosyal derslerde daha başarılı olması gibi. Tıpkı siz biraz içe kapanıkken, kardeşinizin geniş bir sosyal çevreye sahip olması gibi. Bazılarımız hayatını sporsuz geçiremezken, bazılarımızsa müzik olmazsa hayattan zevk alamıyor. Aynı durum çocuklar ve gençler için de geçerlidir. Bazı çocuklar sayılarla barışamaz bir türlü, dört işlem kabuslarına girer. Ancak aynı çocuklardan bazıları, yetişkinlerin bile yapamayacağı kadar derin anlam içeren resimler yapabilir, bizim öylesine dinlediğimiz müziklerin notalarını bir oturuşta çalabilir bazıları. Aynı doğa gezisine çıkan çocukların, sınıfa döndüklerinde çizdikleri resimlerdeki farkın tek sebebi, el becerisi veya gördüğünü resmedebilme becerisi değildir. Bazı çocukların doğacı zekası daha baskındır ve onlar doğayı izledikleri zaman diğerlerinin gördüklerinden çok daha fazlasını görürler.

İşin özü, her çocuk zekidir

Doğuştan itibaren çoklu zeka boyutlarına sahibiz. Ve her boyut da aktiftir. Ancak birey hangi boyut üzerinde daha çok çalışırsa, ki bu zaten yetkin olduğu zeka alanıdır, yani hangi alanı daha çok aktifleştirirse diğerleri zamanla sönümlenir. Burada da ebeveynlere ve eğitimcilere büyük bir görev düşüyor. Çocukların hangi yöne daha yatkın olduğunu keşfetmesinde ona yardımcı ve destek olmak. Ve maalesef, öyle bir eğitim sistemine sahip değiliz. Kapitalist sistem; ezbere dayalı, sorgulamadan uzak, birbirine benzeyen robotlar yetiştirmeyi önüne hedef koymuş bir eğitim sistemi içerisinde boğmaya çalışıyor çocukları. Ezber gücü zayıf öğrenciler, tarih kitapları arasında eziliyor. Mantıksal düşünmekte zorlanan küçücük beyinler çok bilinmeyenli denklemlerde kayboluyor. Kendisini anlamayan onca yetişkinin gözleri önünde ruhu yıpranırken bir de üstüne tembel etiketi yapıştırılıyor. Oysa tembel olan kim? Farklı bir zeka gelişimine sahip o çocuklar mı yoksa her çocuğun ihtiyacını karşılayabilecek yetiye sahip olamayan, gencecik bedenlerdeki enerjiyi doğru yönlendiremeyen, çağdaş öğrenme kuramlarından bir haber yetişkinler ve onların sıkıcı eğitim sistemleri mi?

Tembellik bir haktır, dışlayıcı etiket değil

Hayata tutunmanın bu kadar zorlaştığı bu dönemde, hem fiziksel, hem zihinsel hem de duygusal olarak bu kadar çok çaba harcarken, biraz tembellik yapabilmek hepimizin hakkı. Bu hakkı elimizden almak isteyen herkese karşı duralım. Ve çocuklara da bu haktan payını verelim. Ama önce onların becerilerini kullanarak kendilerini gerçekleştirebilmeleri için yollarını açalım, eğitimlerini en etkili şekilde sağlamanın yollarını bulalım ve eğitimden zevk almalarını sağlayalım. Kapitalizmi yıkmak için keskin kalemlere, güçlü notalara, doğayı yorumlayabilen beyinlere, teknolojiyi ilerleten zekalara, geçmişle geleceği birlikte yorumlayabilen düşüncelere ihtiyacımız var. Önce bu çeşitliliğin gelişimine fırsat sağlayalım sonra da hep birlikte hakkımız olan tembelliğin tadını çıkaralım.