“Çember”in Dışına Çıkabilmek – Nazen Şansal Reviewed by Momizat on . Argasdi dergimizin "özgürlük" temalı 50. sayısından, sosyal medyayı  farklı yönleriyle sorgulatan bir yazı... Bugün pek çoğumuz internet ve sosyal medya kullanı Argasdi dergimizin "özgürlük" temalı 50. sayısından, sosyal medyayı  farklı yönleriyle sorgulatan bir yazı... Bugün pek çoğumuz internet ve sosyal medya kullanı Rating: 0
You Are Here: Home » Yayın » Argasdi » “Çember”in Dışına Çıkabilmek – Nazen Şansal

“Çember”in Dışına Çıkabilmek – Nazen Şansal

Argasdi dergimizin “özgürlük” temalı 50. sayısından, sosyal medyayı  farklı yönleriyle sorgulatan bir yazı…

Sosyal-Medyanin-Faydalari

Bugün pek çoğumuz internet ve sosyal medya kullanıcısı hatta bağımlısıyız. Merak etmeyin, bu yazı “nerede o eski bayramlar” tadında, sosyal medyanın sığlığını, sanal alemlerin gerçek dışılığını filan anlatan, anneannelere özgü bir yeniye direnme, dijital teknolojileri azarlama yazısı değil. Ancak internet aracılığıyla kurulan yeni toplumsal ilişkilerin bir yandan kaçınılmazlığını ve özgürleştirici yönlerini görürken, öte yandan 4. endüstri devrimi denen bu sürecin insanlığı nasıl yönlendirdiğini ve etik tanımayan bir “çember”e almak üzere olduğunu da fark etmemiz gerekiyor.

0000000700993-1

Yakın geleceğin ve uzak olmasını dileyeceğimiz ihtimallerin kitabı: “Çember”

Geçtiğimiz yüzyılın distopyaları, örneğin 1984′ü, her an herkesi gözetleyen büyük biraderi, doğal olarak şirket egemenliği çağının tehditlerini değil baskıcı bir devlet erkinin bireyi yok etmesini anlatır. Oysa içinde yaşadığımız “bireysel özgürlükler” dünyasında daha korkutucu olan, kendi rızamızla şirketlere teslim ettiğimiz mahremiyetimiz, herkes hakkında her şeyi izleme, her türlü bilgiye anında erişebilme arzumuz ve bu konudaki sınırsızlığımız olabilir mi? Hele ki aynı şeffaflığı, milyonlarca insanın bütün verilerini depolayan ve analiz edip kara dönüştüren şirketler göstermezken… İşte Dave Eggers’in “Çember” adlı romanı bunları düşündürüyor. Kitaba adını veren “Çember”, Google, Facebook, Apple gibi şirketlerin yerini alan bir dünya devidir ve temel mottosu açıklıktır. Herkesin herkese ve bilinen her şeye kısıtsız erişimi sağlandığında, tüm ruhlar birbirine bağlanacak, dünya daha güzel bir yer olacaktır. Bu amaçla özel veya kamusal her yere farkedilmeyecek kadar küçük DeğişimiGör kameraları yerleştirilmesi, kaçırılmalarını engellemek için çocuklara çip takılması, AşkMaşk programıyla flört etmenin zorluklarının aşılması, Evcimen adlı telefon uygulamasıyla evdeki ürünlerin barkodlarının taranıp biten şeylerin sipariş edilmesi ve benzeri yenilikler yapmaktadır. Hikaye, Çember’de yeni çalışmaya başlayan ve okuyucu gibi her adımda ikna edilmesi gereken Mae üzerinden anlatılır. Başlangıçta, kendisi ve ailesi için geniş bir sağlık sigortası, zengin sosyal aktiviteler, şirketin yerleşkesinde konaklama gibi çalışanlar için sağlanan imkanlar -aslında şirketin karı için gereken emek gücünün yeniden üretilmesi- oldukça cezbedicidir. Mae, pek çok Çember çalışanı ve kullanıcısı gibi insanlık yararına bir şeyler yaptığına inanır. Oysa yine pek çok Çember çalışanı ve kullanıcısı gibi kolektif olarak yapılan -hatta parçası olduğu- işten bireysel olarak bihaberdir. Ekonomik zenginlikle birlikte dünyaya egemen olma yönünde politik güç hırsına kapılan Çember, gitgide daralmaktadır!

necdet

Zalimin egemen medyası varsa mazlumun akıllı telefonu var!

Peki ama Zapaistalardan bu yana çağımızın sistem karşıtı direnişlerinin çoğu, dijital teknolojileri ve sosyal medyayı kullanarak kitleselleşmedi mi? Arap ülkelerinde, Yunanistan’da, Gezi olaylarında, Reddediyoruz eylemlerimizde, hareketin gücü ve etkisi sosyal medyada katlanarak büyümedi mi? Cevap kuşkusuz evettir. Bu gibi toplumsal hareketler, sosyal medya sayesinde, egemen medyanın tekelini kırabilmiş ve kendi anlatılarını, kendi bakış açılarından oluşturabilmiştir. Akıllı telefonların kameralarından, gözetleyenler gözetlenebilmiş ve tüm dünya ile paylaşılabilmiştir. İnsanlar, sosyal ağların sunduğu imkanlarla, kendileri gibi düşünen çok sayıda kişi olduğunu ve yalnız olmadıklarını fark edebilmiş, çekinmeden sokağa dökülebilmiştir. Öte yandan, bürokratik yapılanmalar yerine kişilerin süreç içinde ortaya çıkıp inisiyatif aldığı, katılımcı ve yatay ilişkiler üzerine kurulu hareketlerin, dijital teknolojiler yoluyla elde ettikleri bu avantaj, aynı zamanda en büyük zaafiyetleri de olabilmektedir. Geleneksel yöntemlerle; insanların ve örgütlerin bir araya gelerek uzun ve zorlu bir çalışmayla örgütlediği protestolar, kalıcı ve güvenilir ilişki ağlarını, ayrıca karar alma mekanizmalarını bu süreç içinde örmektedir. Dolayısıyla taleplerle ilgili müzakere yeteneği ve karşılaşılan sorunlarda taktik esnekliği kazanılmakta, hükümetler üzerinde etkili olabilecek uzun vadeli politikalar üretilebilmektedir.

Bilgiye erşimi engellemek yerine bilgi kiriliği ile sansür

Artık egemenler de ağa dayalı toplumsal hareketler karşısında acemi değildir. Birçok hükümet, internette sansür uygulama, erişim engelleme gibi baskılarla tepki çekmek yerine dikkati dağıtacak, bilginin güvenilirliğini sarsacak yalan haberler, troller gibi yöntemler kulanmaya başlamıştır. Bu yeni sansür stratejisi, direnenlerin kendi bakış açılarından anlatılarını oluşturma ve insanları buna inandırma gücünü sarsmaktadır.

Bağımlı olduğumuz şirketlerin aracı reklam, amacı kar etmektir

Özgürce kendimizi ifade ettiğimiz Facebook’un ya da Twitter’in aslında bizim ifade özgürlüğümüzü güvence altına almak gibi bir gayesi ve gailesi yoktur. İster kişisel hayatımızda “sosyalleşmek” ister politik hareketimizi kitleselleştirmek için kullanalım, bağımlı olduğumuz sosyal medya platformları, reklamcılıktan para kazanan ve buna göre işleyen, kar amaçlı şirketlerdir. “Reklamları görmezden geliriz, olur biter” diyebilirsiniz. Zaten sistemin tehlikeli olan boyutu bunun üzerine kurulu. Reklam verenler bunu bildiklerinden, kullanıcılardan elde edilen verilere göre, kişiye özel reklam yapma yoluna gidiyor. Bunun için de her bir kullanıcının alışkanlıkları hakkında sürekli ve sınırsız bir veri toplama işine girişiliyor. Facebook veya YouTube gibi sitelerde, kime neyin gösterileceğini belirleyen yapay öğrenme algoritmaları, kullanıcıya sitede daha fazla vakit geçirtmeyi öncelikli olarak görmektedir. Geleneksel medyada bir haberin yer alıp almadığı veya ne şekilde yer aldığı herkesçe bilinebilir ve hesabı sorulabilir. Ancak sosyal medyada kişisel verilere ve buna dayanan reklam analizlerine göre görülen/görülmeyen sayfalar, toplum olarak ortak bilgi tabanından uzaklaşmamıza sebep olur ve zamanla kamusal tartışma kültürünü de bertaraf eder. Bugün ticari amaçlarla kullanılan bu gücün, yarın politik amaçlarla kullanılması da kuvvetle muhtemeldir.

İnsan, önüne sorun olarak koyduğu şeyleri çözer*

Büyük ve güçlü sosyal medya platformları, tıpkı “Çember”in yöneticileri gibi, şeffaflığın erdemleri üzerine konuşmayı sevseler de kendileri böyle davranmıyorlar. Şirketler, istenmeyen durumlardan, artık kendi kontrolleri dışında öğrenme yetisi olan algoritmaları sorumlu tutuyorlar ve bunların işleyişi hakkında bilgi vermiyorlar.

“Çember”de anlatılanlar, şimdilik bir distopya… Ancak dijital teknolojilere ve sosyal medya platformlarına, içinde yaşadığımız sömürü düzeninden bağımsızmış gibi bakar ve yalnızca özgürleştirici yönünü görürsek gerçekleşmesi hiç de uzak olmayabilir. Şayet bizi yöneten hükümetler gibi yönlendiren şirketleri de hesap sorulabilir, etik sınırlar içinde kalmaya zorlayablirsek durum farklı olacaktır. Çünkü “insan, önüne sorun olarak koyduğu şeyleri çözer.”

Nazen Şansal

 

* Karl Marx

Kaynaklar:

1-Bilim ve Gelecek dergisi sayı 116, “Sosyal Medyada Sınıf Mücadelesi” ve “4. Endüstri Devrimi ve Toplum Mühendisliği Yöntemleri”, İzlem Gözükeleş

2- Zeynep Tüfekçi’nin “İnsanların reklamlara tıklaması için bir distopya yaratıyoruz” başlıklı TED konuşması, YouTube

Leave a Comment

© 2011 Powered By Wordpress, Goodnews Theme By Momizat Team copyLEFT

Scroll to top