Memleketin Ahvali – Argasdi 80. Sayı

Halkını Satarsan Ersin, İşte Böyle Tokatı Yersin

Geride bıraktığımız dönemin en keyifli gelişmelerinden biri Ersin Tatar isimli AKP personelinden kurtulmak oldu.

AKP’nin 2020 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’dan kurtularak Kıbrıslı Türklerin iradesini gasp etmek için her türlü müdahale ve hile ile göreve atadığı Ersin Tatar tarihi bir tokatla mahalleye gitti. Gerek göreve atanma süreci, gerek görevi boyunca Kıbrıslı Türklerin hem iradesinin gasp edilmesine hem de küçük düşürülmesine alet olan Tatar, halkını satan her işbirlikçinin hak ettiği gibi işgal ettiği makamdan halkın oylarıyla kovuldu.

İnsanımızın yalnızca iradesine değil, dergahlarda ve tarikatlarda sözde dua edip fotoğraf çektirdiği pozlarla laik siyasi/sosyal yapımıza da zarar vermeye kalkan Tatar’ın, “cübbeli ahmet” isimli üçkağıtçıdan dua istemesi bardağı taşıran son damla oldu. AKP’nin Kıbrıs’ın kuzeyinde kara para, kumar ve insan ticareti ile ilgisi olduğu bilinen birçok üyesi devreye girip Tatar için köy köy gezerek oy istese de bu müdahaleler sadece halkın öfkesini perçinledi. Halkın tarihi tokatı Tatar’ın küçücük çapını aştı, bel bağladığı akp’nin suratına çarptı.

Kaos Nazım Fırsat Kaçırmadı

kktc Milli Eğitimde Kaos Bakanı Nazım Çavuşoğlan (nam-ı değer kaos nazım), bu dönemi de boş geçmeyerek yine bir kaos yaşatmanın yolunu buldu. Yeri geldiğinde yemekhanesiz lamarinalarda tam gün eğitim kararı alıp eğitimi kaosa sokan, yeri geldiğinde başörtüsü tüzüğü yaratıp okullarda kaos yaratan kaos bağımlısı Çavuşoğlan, selde okulları açma “fırsatını” kaçırmadı.

Ülkemizi etkisi altına alan şiddetli yağmur ve sel karşısında, meteoroloji tehlike uyarısı yaparken, Polis “evlerinizden çıkmayın” diyordu. Polis ve Meteoroloji Dairesi ile aynı devlete bağlı Bakan, Kaos Nazım, “okullar tatil değil” açıklaması ile yüzlerce öğrenciyi, aileyi, öğretmeni, şoförü ve emekçiyi yollara döktü.

Yollara döktü diyoruz ancak; öğrenciler ve öğretmenlerin büyük bölümü okullarına ulaşamadı, hatta evlerinin önüne çıkamadı. Neredeyse tamamı boş okul otobüsleri, boş yere tehlikeli yollarda trafiği artırdı. Okullarına ulaşabilen az sayıdaki öğretmen, okula gelen çocukların güvenliğini sağlamak için canla başla uğraştı. Bir çok aile, kısa süre içinde bir kez daha yollara çıkıp çocuklarını okuldan aldı. Neyse ki gereksiz şekilde tehlikeye atılan çocuklarımızın ve insanlarımızın canına bir zarar gelmedi.

Kaos Nazım tatmin edici kaos yaratıp memnun olacağı kadar küfür eleştirildikten sonra, kamusal eğitimin zaten sona erdiği saat 13.30’da “bugün ve yarın okullar tatil” açıklaması yaptı.

Geride bıraktığımız dönemde zaten bilinen şeyler resmiyet kazandı ve Jet Ünal’ın çevresinin sabıka kaydı kabardı. Kendisinin bakanlık dönemlerinde şaibeli işlerle ismi anılan ve hatta AKP tarafından başbakanlığa atanmadan önce kamuoyunda “jet bakan” olarak bilinen Ünal Üstel’in çevresinde sular durulmadı. Özel kaleminden müsteşarına, dostundan ahbabına etrafındakiler bir bir davalık olan Üstel’in hükümet değil çete kurduğu iyice ayyuka çıktı.

Bizimkilerin Bütün Arkadaşları İyi Aile Çocuğu

An itibariyle sahte diplomadan insan ticaretine kadar geniş bir pislik yelpazesinde yargılanan Üstel’in çevresi zor zamanlar yaşıyor. Kısa süre önce torpil isteyenlerin selfie çekme mekanı olan butikler bugün boşaltılmış, nasıl alındığı malumunuz olan malikaneler satışa çıkarılmış durumda. Cucu sahte diplomadan, Merkezi İhale Komisyonu Başkanı Salih Canseç rüşvet ve yolsuzluktan, Başbakanlık Müsteşarı Hüseyin Cahitoğlu yabancı işçi getirilmesiyle ilgili rüşvetten yargılanırken, hakkında benzeri iddialar olan Tahir Serhat da Cahitoğlu’nun tutuklanması sonrası “jet” hızında görevden alındı.

Sonradan suçsuz oldukları anlaşılan ve haklarında dava dahi hazırlanamayan doktor ve eczacılarımızın aksine bu arkadaşlar mahkemelere kelepçesiz çıkartılırken, Üstel Ankara’ya gidip soruşturmaların önünün kesilmesi için baskı talep etse de henüz sevdiklerini kurtaramadı.

Zenginlerin Fantazisi: Köle, Kırbaç ve Zincir

Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nda İşveren Temsilcisi sıfatıyla yer alan Metin Arhun’un açıklamaları toplumun geniş kesiminin midesini bulandırdı. Arhun’un “Bangladeşlilere de mi aynı ücreti verelim” diyerek, üçüncü ülkelerden gelen işçilerin “bir insanın hayatta kalabilmesi için belirlenen en düşük ücreti dahi almaması” gerektiği anlamına gelen sözlerine tepki yağdı. Arhun bir adım daha ileriye giderek, bu tarz çıkışlarına tepki gösterenlerin “Kıbrıslı Türkler değil Türkmenistanlılar olduğunu” da iddia etti.

Fakat bu açıklamaları Arhun’un kişisel görüşleri veya haddini bilmez bir kişinin doyumsuz para hırsıyla sarf ettiği ifadeler olarak algılamak yanlıştı. Arhun uzun zamandır Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nda İşveren kesimini temsil etmekte ve yine uzun zamandır her asgari ücret belirlenmesi döneminde bu gibi açıklamalarla gerginlik yaratmakta. Bu duruma karşın işveren kesiminden Arhun’un temsiliyetine yönelik bir şikayetin olmaması, aslında onun temsiliyetinden memnun olunduğunu ortaya koymakta.

Yani Arhun’un sözleri kişisel olarak kendisinin değil, sayıları toplumun yüzde birlik kesimini geçmeyen “ultrazengin kesimin” fantezileri olarak anlaşılmalıdır. Bu ultrazengin sınıf; sınırsız lüks ve bolluk içerisinde ayrıcalıklı bir hayat yaşayan, bu bolluğu da kendisi çalışmadan, çalışanlarının emeği üzerinden elde eden bir sınıftır. Bu kesim uzun zamandır, hem mevcut insan ticaretinin yasal zeminini oluşturmak için çabalamakta, hem de “sektörel bazda asgari ücret” gibi önerilerle, insanların kölelik koşullarında çalıştırılmasının önünü açmak istemektedir. Yani bu zenginlerin fantezileri “köle, kırbaç ve zincir”dir.

Giderayak İlahiyat

Hastanelerimiz dökülür, hastalarımız ilaç bulamaz, okullarımızın bazıları lamarinalara mahkum edilmiş, bazıları ise ilk depremde yıkılmayı bekler durumdayken, Lefke’de çocuklar, veliler ve öğrenciler “korkuyoruz, güvenli okul istiyoruz” diye eylem yaparken, hükümetimiz ikinci bir ilahiyat talimatıyla kolları sıvadı. Türkiye’de fazla zamanının kalmadığını en iyi kendisi bilen akp iktidarı, Kıbrıs’ın kuzeyinde de yürüttüğü gerici örgütlenmelerini Mağusa bölgesine de taşıyabilmek için yeni yollar ararken, işbirlikçi ubp-dp-ydp hükümeti ise “AKP’ye yaranarak ömrünü uzatmanın yolunu aramakta.

Din tüccarları en iyi bildikleri şeyi yapıp, yoksullaştırılan halkı din ile kandırarak maddi kazanç elde etme planını yürütüyor ama bu topraklarda cübbelilerin duaları tutmadığı gibi, laik eğitime çekilmek istenen ayarlar da sonuç vermiyor. Kıbrıs’ın kuzeyinde halklar, laik, bilimsel ve demokratik eğitimin ışığında, laik yaşam tarzında ısrar ediyor.

Kıbrıs’ın kuzeyinde Sermaye Felaketi

Ülkemizin birkaç gün boyunca aldığı yağmur miktarı ve şiddeti alışılmışın bir tık üzerinde olsa da aslında uzun zamandır beklediğimiz ve çok ihtiyacımız olan yağmura “bereket” diye sevinecekken “doğal afet” demek sizce de tuhaf değil mi? Evet bir afet ve üzücü olaylar yaşandı, ancak “afetin” sebebi doğa değil, inşaat sermayesinin kâr hırsıydı. Sermayenin “benden sonrası tufan” zihniyetiyle betona boğduğu topraklar, bereketli yağmurların bir afete dönüşmesine neden oldu.

İnşaat ve emlak sermayesi iş cinayetleri, kara para aklama rejimi, kontrolsüz nüfus politikaları, köle işgücü arzusu, tarım ve hayvancılığı yok eden aç gözlülüğü, gençleri evsiz bırakan kâr hırsı ve Kıbrıs sorununda yarattığı çıkmaz ile yetinmeyip; yarattığı çarpık kentleşme sonucu ülkemizi yaşanmaz hale getirdi. Bunların çanta taşıyıcılığına soyunan gelmiş geçmiş hükümetler ise, altyapı yatırımı ve bakımından yıllarca kaçınarak felaketin ortağı oldu.

Yaşadıklarımızı “doğal afet” olarak niteleyenler, aslında yağma düzenini bize doğal göstermeye çalışarak, çarpık yapılaşmadan kâr elde edenlere hizmet etmektedir. Onlar, yaşananlara “doğal” diyerek; bizi mahkum ettikleri felaketin kaçınılmaz olduğu yalanıyla sermayeyi aklamaya çabalamakta. Oysa yaşananlar kaçınılmaz değil, halkımız ise inşaat sermayesi ve kuklalarının beton ve kar hırsı karşısında alternatifsiz değil.

Aylar sonra yağmur yağdı diye “felaket” yaşamayan bir ülke için bir umut var. O umut günlerce yağmur altında, tıkanan yolları açan, mahsur kalan insanlarımızın yardımına koşan, çökmüş altyapıya rağmen temel hizmetlerin devamı için canını dişine takan emekçilerde ve emeği merkeze koyanlarda…

Leave a Reply

Facebook6k
Twitter2k
646