
UBP–DP–YDP hükümetinin yeni bir marifetiyle daha karşı karşıyayız.Marifet diyoruz çünkü, halk, yaşamın her alanında derinleşen krizle boğuşurken; yoksulluk, güvencesizlik, güvensizlik, enerji krizi, çöken eğitim ve sağlık sistemi, artan toplumsal kaygı ve kaos her geçen gün daha da büyürken, hükümet edenler çözümü değil halkın “sözü”nü hedef alan bir yasa tasarısı hazırlamıştır: Ceza (Değişiklik) Yasası!
Bu yasa, halkın gerçek sorunlarına çare olmak için değil, bu sorunlar hakkında konuşulmasını engellemek için hazırlanmıştır. Hükümet edenler, yaşananların nedenini sorgulayan, hesabını soran, eleştiren sesi susturmayı; halkın önüne çözüm koymak yerine, “görmeyin, duymayın, konuşmayın” diyen bir korku rejimini hukuk kılıfına sokmayı tercih etmiştir.
Eğilip bükülerek sopa haline getirilen bu tasarıyla halka, demokratik kitle örgütlerine, muhalif parti ve sendikalara, aydınlara ve gazetecilere yönelik sistematik bir gözdağı verilmek istenmektedir. Amaç eleştiriyi suç, muhalefeti tehdit, düşünceyi ise cezalandırılabilir hale getirmektir.
İler tutar yanı olmayan bu yasa değişikliğinin başlıklarına baktığımızda:
“Zemmedici malzeme” tanımının geniş tutulmasıyla, herhangi bir kişiye “ağır bir suç isnat ettiği”, “toplumda nefret yarattığı” ya da “toplumsal tepkiye yol açtığı” iddia edilen her türlü ifadenin suç sayılabilecek kadar genişletildiği görülmektedir. Yoruma açık, net ve ölçülebilir olmayan bu kavramlar, suç tanımını hukuki sınırların dışına taşımakta; ceza hukukunun temel ilkesi olan “açık, somut ve ispatlanabilir” olgular fiilen ortadan kaldırılmaktadır. Bu düzenlemeyle, sosyal medyada eleştirel bir metin paylaşan, haber alıntılayan ya da kamusal tartışmaya katkı sunan herhangi bir yurttaşın, hatta ilgili alanda uzman bir kişinin dahi suçlu sayılması mümkün hale getirilmektedir.
“Yanlış olduğunu bilerek ya da bilmesi gerektiği hâlde” ifadeleriyle, cezai sorumluluk somut ve ispatlanabilir olgulara değil, varsayımlara ve niyet okumalarına dayandırılmaktadır. Kişinin kastının açık biçimde ortaya konması gerekirken, “bilmesi gerektiği” gibi muğlak ölçütlerle ceza tehdidi genişletilmektedir.
“Organize dezenformasyon” adı altında getirilen yeni suç tanımıyla; bir veya birden fazla kişinin, gerçeğe aykırı bilgi ya da iddiaları kamusal etki yaratacak biçimde paylaşması suç sayılmaktadır. İlk bakışta masum görünen bu düzenleme, gerçekte yalnızca kasıtlı yanlış bilgileri değil; araştırma gazeteciliğini, yolsuzluk ve rüşvet iddialarını, kamu yararı taşıyan eleştirel yayınları da cezai risk altına sokabilecek kadar geniş ve belirsiz bir çerçeve çizmektedir. “Kamusal etki yaratmak”, “kamuoyunda güven sarsmak”, “şeref ve itibarı zedelemek” gibi muğlak ifadeler, hangi haberin ya da eleştirinin suç sayılacağını öngörülemez hale getirmektedir.
Zem ve kadih suçlarının çağdaş hukuk anlayışı ve AİHM kararları doğrultusunda suç olmaktan çıkarılması gerekirken, tam tersine bu suçların kapsamı genişletilmekte; suçun içeriği ve işleniş biçimleri çoğaltılarak ceza tehdidi çok daha geniş bir alana yayılmaktadır. Buna karşın, yasal savunma ve müdafaa nedenlerinde herhangi bir genişletmeye gidilmemekte, eleştiri yapan kişi bilinçli biçimde korunmasız bırakılmaktadır.
İfade özgürlüğünü genişletme yönünde adımlar atılması gerekirken, burada söze kelepçe vurulmakta, yalnızca gazeteciler değil, sıradan yurttaşlar dahi düşüncelerini dile getirdikleri için cezayla terbiye edilmek istenmektedir. Bu tutum, gericiliğin ve sansürün açık ilanıdır. Halktan ne kadar korktuklarının da isbatıdır.
Hükümet edenler, sokaklarda kol gezen çeteleri, patlayan silahları, fuhuş–mafya–kara para düzenini, bürokratlara kadar sirayet eden yolsuzluk, sahtecilik ve skandalları ört bas etmeye çalışmakta, halka “bunları görmeyin” demektedir. Sermaye ile el ele vererek eğitimi, sağlığı ve ulaşımı çökertelim; enerji krizini günlük müdahalelerle -halkın elektriğini keserek- aşalım, trafik kaosunu yeni ceza yöntemleriyle yönetelim, çeşitli muafiyetler, imtiyazlar ve teşviklerle semirtilen sermayeye daha fazla talan alanı açalım ama bunları konuşmayın demektedirler. Ayrıca emeğin haklarını, örgütlenmeyi, laikliği, bilimi, sanatı ve üretilen kültürel birikimleri ve çok daha fazlasını savunmayın demektedirler.
Buradan açıkça söylüyoruz:Bizler doğru bildiğimizi söylemekten vazgeçmeyeceğiz.
Aklı, bilimi ve eleştirel düşünceyi pusula edinmiş, on yıllardır özgürlük mücadelesinden geri adım atmayan Kıbrıslı Türk halkı gerilemeye değil ilerlemeye yol verir.
Bizler Baraka Kültür Merkezi olarak buradan ilan ediyoruz:Susmayacağız. Düşüncenin ve ifadenin özgür olduğu bir ülke kurulana dek mücadeleyi sürdüreceğiz. Sizlere korku duvarını ördürmeyeceğiz çünkü korkmuyoruz, susmuyoruz, mücadeleyi bırakmıyoruz!
Baraka Kültür Merkezi
