
Günümüzde kadınlar, gerek sosyal-kültürel alanda gerek çalışma hayatında gittikçe daha aktif olarak yer almaktadırlar. Ancak ne var ki bu yeterli değildir. Çünkü kadınlar sosyo-kültürel ve çalışma yaşamında hala eşit şekilde var olamamakta. Her alanda da ayrımcı tutumlar ve eşitsiz koşullar devam etmektedir.
Bu yazıda ise özellikle çalışma yaşamındaki sıkıntılara, eşitsizliklere değinilecektedir. Dünya genelinde söyleyecek olursak sosyo-kültürel hayat kadar kadınlar çalışma yaşamında da eskiye nazaran daha görünürdürler. Dedeoğlu ve Gökmen’in aktardığı üzere kadınların eğitim oranlarının artması, giderek daha ileri yaşlarda evleniyor olmaları, hizmet sektörü işlerinin birçok ekonomide artan ağırlığı ve daha az çocuk sahibi olmaları çalışma yaşamındaki varlığını artırmıştır. Fakat kadınların gerek çalışma yaşamına katılım oranları gerekse de çalışma yaşamındaki cinsiyete dayalı ayrımcılıklar çok ciddi bir sorun olarak durmaktadır.

Ülkemizde İstatistik Kurumu’nun 2024 yılı hane halkı işgücü anketi sonuçlarına bakacak olursak istihdam ve işsizlik oranlarının toplumsal cinsiyet eşitsizliğine ilişkin önemli bir veri sunmakta olduğunu görürüz. Bu anket çalışmasında bir yandan ülkemizde işsizlik oranının kadınlarda erkeklere göre iki katından daha fazla olduğu diğer yandan istihdam sayılarına bakıldığında kadın istihdamının erkek istihdamının neredeyse yarısı kadar olduğu görülmektedir. Diğer bir deyişle bu veriler bize istihdam şekillerinin cinsiyete dayalı olduğunu göstermektedir. Çünkü iş arayanlar içerisindeki kadınların oranı erkeklere nazaran neredeyse iki katından daha çok iken istihdam edilen kadın sayısının yarı yarıya daha az olması, kadın istihdamına olanak sağlayan iş kollarının darlığını ve olanakların sınırlılığını ortaya koymaktadır. Bu da bize çalışma yaşamına girişte mesleklerin nasılda cinsiyete dayalı ayrımcı bir şekilde ilerlediğini göstermektedir.
Bununla birlikte komşu ülke Türkiye’de ise TUİK verilerine göre kadınların istihdam oranı erkeklerin istihdam oranının yarısından da azdır. TUİK hane halkı işgücü araştırması sonuçlarına göre 2023 yılında 15 ve daha yukarı yaştaki nüfusun istihdam oranının %48,3 olduğu görüldü. Bu oran kadınlarda %31,3, erkeklerde ise %65,7 oldu.
Kadınların, istihdam oranlarının erkeklere göre daha az olması ve kadınlar için istihdam alanlarının sınırlı olması dünya genelinde çok ciddi bir sorun olarak durmaktadır. Söz konusu sorun dışında kadınların çalıştıkları yerlerde ayrımcılığa maruz kalması da bir diğer önemli meseledir. Örneğin; kadınlar iş yerindeki yükselmelerde erkeklerin gerisinde kalmaktadır. Öyle ki daha çok yöneticilikle ilişkilendirilen üst düzey konumlar erkeklere verilmektedir. Kadınlar, erkeklerle aynı düzeyde eğitim alarak çalıştıkları alanlarda hem konum hem maaş açısından erkeklerin gerisinde kalmaktadır. Maalesef iş niteliği açısından bakıldığında kadınların, erkeklere oranla daha vasıfsız, niteliksiz işlerde çalıştırıldıkları söylenebilir.
Bunun yanı sıra kadınlar açısından en önemli istihdam sorunlarından biri de işe alım şekilleridir. Bugün birçok kadın, esnek ve kayıt dışı çalışma şekline entegre olarak güvencesiz bir yaşam sürmektedir. Part time çalışma veya evden çalışma biçimiyle, birçok kadın yatırımları yapılmadan kayıt dışı ekonomiye itilmektedir. Kadınların evle ilgili sorumlulukları, anne olmaları yani çocuklarının özbakım gerektiren konulardaki sorumlulukları onları esnek ve güvencesiz yaşama itmektedir. Dedeoğlu ve Gökmen’in söylediği gibi esnek istihdam olarak da bilinen ve daha çok yarı zamanlı çalışma ile özdeşleştirilen çalışma biçimlerinde de kadın istihdam oranları yüksektir. Yarı zamanlı (part-time) istihdam, ana işlerinde genellikle haftada 30 saatten az çalışan kişilerin durumunu ifade etmektedir. OECD genelinde çalışan kadınların yaklaşık ¼’ü (25,4) yarı zamanlı işlerde istihdam edilmektedir. Kadınların yaygın biçimdeki bu istihdam şekliyle bir yandan ev içindeki kendine yüklenen sorumlulukları yerine getirmesi diğer yandan ise aile ekonomisine katkı sağlaması beklenmektedir. Ne var ki bu tip çalışma biçimiyle birçok kadın için emeklilik bir hayal olmaktadır. Öyle ki neoliberal politikalarla birlikte güvencesiz yaşam tüm emekçileri sarmalamış, bu sarmal içinde kadınlara da iş gücü piyasasında ihtiyaç duyulmuştur. Bir çok kadın bu süreç içinde tüm sosyal haklardan mahrum, güvencesiz yaşama sürüklenmiştir.
Yukarıda aktarılanları özetlemeye çalışacak olursak evet, kadınlar her geçen gün sosyo-kültürel yaşamda, çalışma hayatında daha çok söz sahibi olmaktadır. Kadınların okuma oranlarındaki artışı, yüksek öğretim eğitimi almaları, iş piyasasında kadınlara duyulan ihtiyaç, birlikte değerlendirildiğinde geçmişe oranla kadınların toplumsal hayat içindeki görünürlülüğü hissedilir derecede artmıştır. Ancak yeterli değildir.
Bu noktada şunu vurgulamak ve hatırlatmak yerindedir… Yukarıda saydığımız kazanımlar kadın mücadelesinin de kazanımları sonucudur. Kadınların güvencesiz çalışma koşullarının ortadan kaldırılması, eşit ve insanca bir çalışma ortamına kavuşmasının sağlanması dün olduğu gibi bugün de kadın ve emek mücadelesinin sesini yükseltmesinden geçecektir.
Kadının Toplumdaki Çalışma Yaşamındaki Görünürlülüğü ve Sıkıntıları
Gözde Gayde
1 Saniye Dedeoğlu& Çisel Ekiz Gökmen (2021), Dünyada ve Çalışma Yaşamında Kadın, Uluslararası Çalışma Örgütü Yayınları, syf 7.
2 https://istatistik.gov.ct.tr/Portals/39/HIA_BULTEN_2024_merged_1.pdf
3 https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Istatistiklerle-Kadin-2024-54076
4 OECD açılımı Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’dür. Gelişmiş ve gelişmekte olan 38 ülkeden oluşan uluslararası kuruluştur.
5 Saniye Dedeoğlu& Çisel Ekiz Gökmen (2021), Dünyada ve Çalışma Yaşamında Kadın, Uluslararası Çalışma Örgütü Yayınları, syf 17.
