Ormanlar Halkındır Peşkeş Kabul Edilemez!

Son günlerde Karpaz bölgesinde yaklaşık 3.600 dönümlük orman arazisinin İstanbul Teknik Üniversitesi’ne peşkeş çekilmesine yönelik gelişmeleri dikkatle ve kaygıyla izliyoruz. İzliyoruz çünkü bu karar masumane bir arazi tahsisi değil; tam tersine adanın ekolojik bütünlüğünü, biyolojik çeşitliliğini ve gelecek kuşakların yaşam hakkını doğrudan tehdit eden bir müdahaledir.Ve bu müdahale bugün başlamamıştır; halkımızı hafızasız sananlara inat hatırlatalım: İTÜ’nün ülkemizde kurulmasını öngören protokol 2008’de imzalanmış ve İTÜ Kuruluş Yasası 2009’da yapılmıştır. Bu Protokol ve Yasada İTÜ’ye ihtiyacı olduğu kadar arazi tahsis edileceği ve alçak ormanların da kiralanabileceği açıkça yazmaktaydı. 2010 ve 2015 yıllarında, bugün tartışma konusu olan Karpaz’daki alçak orman arazileri, orman mevzuatına aykırı sözleşmelerle İTÜ’ye tahsis edilmiştir. Bu yasa dışılık ise Yeşil Barış Hareketi tarafından dava konusu edilmiştir ve yargı süreci halen devam etmektedir.

Alçak Orman Arazilerinin Kiralanması Yasası, Bafra ve Çayırova’daki alçak ormanları ve en güzel sahilleri otel sermayesine vermek için 2003 yılında yapılırken ve 2004 yılında alçak ormanlar kiralanırken, bölgenin kalkınacağı iddia edilmişti. Ancak aradan geçen 20 yılda bu Yasadan köylünün değil sermayenin faydalandığı, köylünün ürettiklerini otellere satamadığı, kendi denizine bile gitmekte zorluk yaşadığı görülmüştür. Şimdi aynı yasaya Yenierenköy de eklenmek istenmektedir. Karpaz’ın halkıyla birlikte gelişmesi, doğasının bozulması pahasına, yasa dışı tahsislerin, eğitim amaçlı bile olsa, yasal hale getirilmesiyle mümkün olamaz.

Baraka Kültür Merkezi olarak, ada yarımızda yürürlükte bulunan imar politikalarının uzun süredir bilimsel temelden yoksun, ekolojik hassasiyetleri gözetmeyen ve kamu yararından uzak bir şekilde şekillendirildiğini görüp yaşıyoruz. Dahası bugün gelinen noktada kuraklık, habitat kaybı, türlerin yok oluşu ve iklim krizinin etkileri kendini her zamankinden daha sert hissettirirken, doğayla uyumlu, bütüncül ve bilimsel bir planlamanın gerekliliği tartışmasızdır. Ayrıca biliyoruz ki orman ekosistemleri yalnızca ağaçlardan ibaret değildir, su döngüsünü düzenleyen, toprağı koruyan, iklimi dengeleyen ve sayısız canlı türüne ev sahipliği yapan karmaşık ve hassas yaşam ağlarıdır da. Bu alanların yapılaşmaya açılması, yalnızca ağaçların kesilmesi anlamına gelmez, aynı zamanda geri dönüşü zor olan bir ekolojik çöküşün kapısını açar. Her kesilen ağaç, yerinden edilen bir yaşam, bozulan bir denge ve derinleşen bir kriz demektir.

Alçak orman arazilerinin “kamu yararı” adı altında sermayeye peşkeş çekilmesi, gelmiş geçmiş tüm hükümetlerin süreklilik kazanan bir anlayışı haline gelmiştir. Bu anlayışı reddediyor, doğayı yaşam alanı değil, tüketilebilir bir kaynak olarak gören bu zihniyeti kabul etmiyoruz!

UBP–DP–YDP hükümetine ve bu Yasanın geçmesine olumlu oy veren CTP’ye açık çağrımızdır: Ekolojik yıkımı derinleştiren bu uygulamalardan derhal vazgeçin. Alçak veya yüksek farketmeksizin ormanlar üzerinde tasarruf hakkınız yoktur, olamaz da! Ormanlar yalnızca bugüne ait değildir geçmişin mirası geleceğin emanetidir.Ayrıca bu mücadele sadece ağaçlar için değil su, toprak, hava ve yaşamın bütünlüğü içindir. Hükümet ve muhalefetin el ele verip bu toprakları, geri dönülmez hatalarla yok oluşa sürüklemesine izin vermeyeceğiz.Çok iyi biliyoruz: Başka bir Kıbrıs yok.

Baraka Kültür Merkezi

Leave a Reply

Facebook6k
Twitter2k
646