Direniş Mevsimi – Onur Bütüner

Geçtiğimiz 3-4 aylık süre, hem özel sektörde sendikalaşma mücadelesi veren emekçiler hem de kamuda örgütlü emekçiler açısından mücadele dozu yüksek bir süreçti. Sendikalaşmak isteyen Ektam emekçilerinin verdiği çetin mücadelenin olumlu sonuçlanması ile örgütlü olmanın önemi bir o kadar daha anlaşılır oldu. Bu kazanımın verdiği umutla, hükümetin kazanılmış hakları gaspetme girişimine karşı, sendikalar belki de ülkenin en önemli direnişlerinden birini gösterme cesareti buldular.

Mücadelenin ilk fitili 39 Ektam işçisinin sendikaya üye olması sonucunda işten çıkarılması ile yakıldı. Sendikalaşma hakkını kullanmak isteyen emekçiler, sermaye tarafından göz ardı edilerek işten çıkarılmıştı. Bir nevi ekmeği ile tehdit edilerek örgütlenmelerinin önüne geçilmeye çalışılmıştı. Bunu üzerine emekçiler hiçbir tehdide boyun eğmeyip işyeri önünde direniş çadırını kurmuş ve toplumun çeşitli kesimlerinden alınan destek ile mücadeleyi büyütmüşlerdi. Büyüyen mücadele karşısında hiçbir somut adım atmayı tercih etmeyen hükümet yetkilileri sermayeye herhangi bir yaptırımda bulunmak yerine hamaseten açıklamalarda bulunmakla yetinmişti. Ancak günün sonunda kırılmadan mücadele eden Ektam işçileri önemli bir mücadele örneği göstermiş ve patronların toplu iş sözleşmesini imzalamayı kabul etmesini sağlayarak, topluma mücadele edenlerin kazanabilecekleri konusunda umut olmuştur.

Ardından çok uzun bir süre geçmeden gücünü sermayeden alan hükümet bu sefer de İsrail-ABD-İran savaşını bahane göstererek kamuda çalışan emekçilerin hayat pahalılığı hakkına göz dikmişti. Yapılmak istenen, savaşı bahane ederek kendi yarattıkları yolsuzluklardan ve rüşvet skandallarından batırılan ülke maliyesinin cezasını emekçilere kesmek ve bununla birlikte yeni bir asgari ücret artışını da düşük tutarak sermayeye şirin gözükmekten başka bir şey değildi. Öyle ki sendikaların genel grev çağrısına ilk tepki Ticaret Odasından gelmişti.

Ektam direnişi ile tutuşan direniş ateşi, kamuda örgütlü sendikaların ilk büyük eylemini 30 Mart günü yeni meclisin yani külliyenin önünde gerçekleştirmesi ile tekrardan alevlendi. Emekçiler arasında, yeni meclis binasında tam olarak neresi eylem alanı olur diye soru işaretleri varken, polisin kurduğu barikatlara ve eylemcilerin külliye binasına ulaşmasını engelleme girişimlerine rağmen, eylem alanı eylemciler tarafından belirlendi. Külliyenin yanına yaklaştırılmak istenmeyen eylemciler polis barikatını aşıp külliyenin meydanını eylem alanına çevirerek mücadelede ne kadar kararlı olduğunu iktidara gösterdi. Polisin yıllar sonra tekrardan biber gazı kullanarak eylemcileri püskürtmeye çalışması onları yıldırmamış aksine daha da kenetlenmiş bir şekilde mücadele etmesini sağlamıştı. Birinci gün verilen mücadele sonunda hükümet amacına ulaşamadı ve yasayı genel kuruldan geçiremedi. Ancak halkından korkan UBP-DP-YDP hükümeti gece yarısı Bakanlar Kurulu kararıyla yasa gücünde kararname ile yasayı uygulamaya koymaya çalıştı. Bu da halkı yılgınlıktan çok daha da mücadeleye etmeye itti. Genel kurula verilen aradan1 hafta sonra kurulun tekrardan açılması ile 3 gün sürecek olan genel grev gerçekleşti.

6 Nisan’da tekrardan genel grevlerin başlaması ile polisin şiddetini daha da arttıracağı ve hiçbir şekilde eylemcilerin meclise yanaştırılmayacağı öngörülürken eylemciler yine barikatları delmiş ve tekrardan külliyenin meydanını eylem alanına çevirmeyi başarmıştı. Uzun saatler süren eylemin ardından hükümet istediği kararı genel kurulda geçirememiş, oturuma ara vermek durumunda kalmıştı. Ertesi gün polisin önlemleri artırmasına rağmen, eylemciler meclis duvarlarını aşarak külliyenin önünü bir kez daha eylem alanı yapmayı başarmıştı. Hatta bu sefer sesini duyurmak isteyen eylemciler meclis içine de girmişti. Polisin biber gazı ve orantısız güç kullanmasına karşın meclis içine giren eylemciler ne kadar öfkeli olduklarını ve direneceklerini bir kez daha göstermişti. Buna karşılık geri adım atan hükümet hem yasa gücünde kararnameyi geri çekmiş hem de genel kurula bir kez daha ara vererek yasayı görüşmeyi ertelemişti. İlk günlerde halkın meclise ulaşmasını engelleyerek gerginliğe sebep olan polis, üçüncü günde sadece meclis binasının önünde barikat kurmuş ve meclis bahçesinin eylem alanı olduğunu kabul etmişti.

Bu yazı yazılırken süreç halen devam etmekte ve günün sonunda hükümet edenlerin mi emekçilerin mi kazanacağı belirsizliğini korumaktadır. Genel grevlerin ardından tüm muhalif medyanın sosyal medya hesapları ve haberleri siber saldırılar ile engellenmeye çalışılmakta, polis tarafından da eylemcilere davalar okunarak korkutma politikası uygulanmaya devam etmektedir. Hükümet, örgütlü mücadele karşısında geri adım atmış gözükse de bundan sonraki süreçte nasıl bir yol izleyeceği yine bizlerin vereceği mücadele ile şekillenmelidir.

Bu mücadeleden bizlerin öğrendiği bazı şeyler olduğu gibi ülkeyi yönettiğini düşünenlerin ve ona bağlı kolluk kuvvetleri olan polis teşkilatının da anlaması gerekir ki; bu ülkenin mücadele tarihinde halk ne polisin orantısız güç kullanmasından ne davalardan ne de biber gazından korkmuştur. Bu tür sindirme çalışmaları örgütlü halkı durdurmaktan çok inatla mücadele etmeye ve direnişi örgütlemeye teşvik etmiştir. Ektam grevi ile başlayan direniş mevsiminin rüzgârı, ülkenin her yanına savrulup, halkın yüreğinde saklı umudu kabartarak mücadeleyi güçlendirir. Örgütlü halk asla yenilmez!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Facebook6k
Twitter2k
646