Bugün 1 Eylül Dünya Barış Günü.
Deniz susmuyor. Denizlerimiz artık can pazarı. Ancak canlarımızı alan denizin karanlığı değil, insan hayatını kâr hesabına sığdıran sermayenin bitmeyen hırsıdır.
Bugün sokağa çıkmayı erteledik, sözümüzü değil.
Çünkü biliyoruz:
Barış, sadece savaşın olmadığı gün değildir.
Barış, insanın ölüme terk edilmediği, emeğin sömürülmediği, kamunun sermayeye teslim edilmediği, halkın iradesinin yok sayılmadığı bir yaşamdır aynı zamanda…
İhmalin, denetimsizliğin, adam kayırmanın, “ben yaparım, olur” düzeninin sonucudur bu yaşananlar ve sorumlularını biliyoruz ve söylüyoruz: Hesap verecekler!
Dünyanın dört yanında savaş büyürken, Ortadoğu kanarken, emperyalistler kar ve rant uğruna sınırları yeniden çizerken, Kıbrıs’ı bölenler adayı batmayan uçak gemisine dönüştürmek istiyorlar.
Kıbrıs bizim evimiz, biricik yuvamızdır, başkalarının yuvasını yıkacak bir savaş gemisi değil! Olmaması için çözümü sokakta aramalı, laf dalaşında da değil.
“Onlar barış istemiyor” demek kolay. 50 yıldır söylenen de bu zaten, peki federal çözüm? Onu dile getirmek neden zor?
Peki ya kuzeydeki tahakküm; AKP-MHP iktidarının yarattığı siyasal ve toplumsal yıkım… Neden ona karşı aynı cesaretle konuşulmuyor?
Barış, bir tarafa parmak sallayıp diğer tarafa susmak mıdır?
Barış, çifte standart değildir.
Barış milliyetçiliğe, gericiliğe, tahakküme karşı durmaktır.
Ve biz biliyoruz: Kıbrıs’ın yolu federal çözümden, eşitlikten ve ortak yaşamdan geçer.
Bugün acılıyız. Bugün öfkeliyiz. Ama öfkemiz yasın içinde boğulmayacak. Örgütlenecek, birleşecek, değiştirecek.
Kıbrıs halklarının bunu yapacak sözü de iradesi de gücü de vardır. Eksik olan o ortak sözü birlikte haykırmaktır. Biz bugün o sözü söylüyoruz: Savaşa karşı BARIŞ!
Emperyalizme karşı BARIŞ!
Sömürüye karşı BARIŞ!
Bölünmeye karşı BARIŞ!
Kıbrıs halklarının eşit ve özgür geleceği için BARIŞ!
Barış gökten inmeyecek.
Barış, halkların ellerinde kurulacak.
Barış Bizlerin Ellerindedir.
