Faşizm Bir Hastalık Mıdır? – Münür Rahvancıoğlu

Hayır! Faşizm bir hastalık değildir. Aslında bu yazı ilk kelimesi ile bitirilebilirdi ve diğer yazılara da bol bol yer kalırdı. Ancak kabul etmek gerekir ki, okurlar açısından bu pek de tatmin edici olmazdı. Tatmin edici olmazdı çünkü tahmin edilebileceği gibi okurlar faşizmin neden bir hastalık olmadığına dair daha detaylı bir izahat bekleyeceklerdir.

Faşizmin bir hastalık olduğu iddiası, çoğu zaman şaka yollu ifade edilir. Bunu bir tür tepki, öfke, kızgınlık ifadesi olarak kullananlar da az değildir. Ancak faşizmin ruhsal bir hastalık olduğu iddiasını ciddi ciddi savunan kesimler de vardır. Şurası açık ki herhangi bir olgunun hastalık olduğuna karar verilebilmesi için, öncelikle iddia sahiplerinin kendi iddialarını ispatlamaları gerekir. Bilimsel olarak kabul edilen böyle bir kanıt söz konusu olmaması bir yana, bizde tepki uyandıran olgulara “hastalık” sıfatını yakıştırmamızın birden fazla sakıncası vardır.

Bizde tepki uyandıran olgulara, tepki duymakta haklı olsak da olmasak da, hastalık tanısı koymak ciddi sakıncalar içermektedir. Eşcinselliğe hastalık muamelesi yapılması bunun tarihsel olarak en bilinen örneğidir. Birçok coğrafyada birçok rejim, kendi muhaliflerine ruh hastası muamelesi yaparak benzer örneklere vesile olmuştur. Kapitalizmin egemen olduğu bir ülkede komünist olmak, pekala ruh hastalığı olarak kabul edilebilir. Veya tam tersi de mümkündür. Böylesi bir durumda ideolojik tartışmalar devre dışı kalacak, muhatabınızla argümantatif bir zeminde yüzleşmenize de gerek kalmayacaktır. Bunun baskıcı yanı bir tarafa, faşizme neden olan toplumsal olgulara dair düşünme zorunluluğundan, bu olguları ortadan kaldırmak için pratik önlemler alma imkanlarından uzaklaşmak en başta “hastalık” argümanına sığınanları kısırlaştıracaktır.

Sosyo ekonomik temelleri olan bir ideolojik pratiği “hastalık” olarak tanımladığımızda, meseleyi ilgili bireyin özel bir sıkıntısı olarak tariflemiş oluruz. Bu da konunun toplumsal kökenlerine inmemizi; ekonomik nedenlerini, sosyal dayanaklarını, eğitim sisteminden kaynaklı boyutlarını, medyadaki bağlantılarını, tarihsel sebeplerini değerlendirmemize engel teşkil edecektir.

İnsan bir tür olarak yaklaşık üç yüz bin yıl önce evrimleşti. Uygarlık tarihini kabaca yerleşik hayata geçilmesi ile başlatırsak, bunu da on iki bin yıl önceye takvimlememiz gerekir. İlk yazı ise yaklaşık olarak beş bin beş yüz yıl önce kullanılmıştır. Modern bilim sadece dört yüz yıl önce, bildiğimiz anlamda evrensel oy hakkına dayalı demokrasi ise yüz yıl önce ortaya çıkmıştır.

İnsanlık tarihinin yanında bilim ve demokrasi henüz emekleme aşamasındadır. Yazının kullanılması ile kıyaslarsak modern bilim tarihimizde yüzde yedilik, evrensel oy hakkına dayalı demokrasi ise yüzde birlik bir yer kaplamaktadır. Hem bilimi hem de demokrasiyi henüz benimsememiş çok geniş coğrafyaların halen var olduğu, benimsediğini iddia eden coğrafyalarda ise çok ciddi sıkıntılar olduğu da bilinmektedir.

Faşizm 1920’li yılların başında, Avrupa’da monarşiler yıkılmış ama demokrasi henüz yerleşememişken ortaya çıkan bir sermaye ideolojisidir. Doğmakta olan demokrasinin krizine sermayedarların verdiği yanıttır ve sanıldığı gibi İkinci Paylaşım Savaşı’ndan sonra ortadan kalkmamıştır. Kimi ülkelerde iktidarda kalmaya devam ederken, kimi ülkelerde de ya yedekte bekletilmiş ya da gizliden gizliye uygulanmaya devam etmiştir.

Günümüzde çok yaygın bir yanılgı, kapitalizmin demokrasiyi kendiliğinden bir şekilde yarattığı düşüncesidir. Oysa kapitalizm otomatik olarak demokrasiyi gerektirmez. Birçok durumda demokrasinin olmaması kapitalizm için çok daha elverişlidir. Kabul edilmesi gerekir ki, hem insanlık tarihi bakımından hem de mevcut ülkelerin geneli açısından “normal” ve “yaygın” olan demokrasi değil, diktatörlüktür!

Faşizm bu diktatörlüğün özgün bir biçimidir. Klasik ifadesi ile söylersek finans ve sanayi sermayesinin kanlı, tekelci diktatörlüğüdür. Yani kişisel bir ruh durumu değil, sosyo ekonomik bir olgudur. Ortadan kaldırılması da basitçe “yanlış düşünen” bireylerin tedavi edilmesi veya yok edilmesi ile değil, kaynaklarının kurutulup yerine farklı bir sosyo ekonomik sistem inşa edilmesi ile mümkündür. Faşizmin en temel kaynağı ise üretim araçlarının özel mülkiyetine dayanan kapitalizmdir.

Sermayedarlar özel mülkiyetlerini korumak ve ücretli emek istihdam ederek sömürmek istedikleri için, onların birinci öncelikleri demokrasi değil her zaman bu düzenin devamı olacaktır. Faşizmin en küçük prototipinin, patronun mutlak söz hakkına sahip olduğu ama işçilerin hiçbir haklarının bulunmadığı işyerleri olmasının nedeni de budur.

Faşizmin kaynağı da, nedeni de, en küçük nüvesi de; demokrasinin tamamen rafa kaldırıldığı işyerleridir. Faşizm topluma da bireylere de buradan yayılır. İşte bu yüzden faşizmin kökünü kurutmanın yolu, ücretli emek sisteminin kaldırılması ve üretim araçlarının özel mülkiyetine son verilmesidir. Münür Rahvancıoğlu

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Facebook6k
Twitter2k
646