Faşizm: Kapitalizmin Sığınacak Tek Limanı – Celal Özkızan

Giriş

Kapitalizm öncesi üretim biçimlerinde; örneğin kölecilikte, feodalizmde veya Osmanlı tipi Tımar Sistemi’nde sömürü mekanizması, sömürülenlerin nesiller boyu aynı topraklar üzerinde üretip, ürettiklerinin bir kısmının zor yoluyla sömürenlere aktarılmasına dayanıyordu. Üretim parçalıydı ve bu parçalar, örneğin farklı çiftlikler veya tarımsal araziler, birbirleriyle etkileşim içinde değildi. Sömürülenlerin dolaşım özgürlüğüne ve imkânlarına sahip olmayıp efendilerinin doğrudan boyunduruğu altında olması siyasal anlamda yaygın bir demokrasiyi imkânsız hale getirirken, üretimin parçalı ve dağınık olması da sömürülenlerin kolektif mücadelesinin altını oyuyordu.

Kapitalizm: Bir Frankenstein Masalı

Modern demokrasinin gelişiminin kapitalizmin ortaya çıkıp geliştiği dönemlere denk düştüğü doğrudur. Ancak kapitalizm için demokrasi, Victor Frankenstein’ın yarattığı canavar gibidir. Varlıklı bir ailenin çocuğu olan Victor, kendi özel amaçları için yaratır o canavarı.* Artık Victor ile yarattığı canavar aynı dünyanın parçasıdır ancak ayrı dünyalara aittirler. Canavar ne yaparsa yapsın, Victor ve diğer insanlar tarafından kabul görmez, hatta öldürülmeye çalışılır. Canavarın kalbi her ne kadar sevgi dolu olsa da**, yaşadığı deneyimler O’na, Victor ile çıkarlarının asla uyuşmayacağını gösterir. Tıpkı Victor’un kendi özel amaçları için bir canavar yaratması gibi kapitalizm de kendi özel amacı olan kârlılık ve sermaye birikimi için istemeden de olsa işçi sınıfına ve üretimin toplumsallaşmasına hayat vermiştir. Kapitalizm, üretimde artı-değer yaratan bir sömürü mekanizmasına yaslanır. Bu mekanizma da sömürülenlerin ücret/maaş karşılığı çalışan emekçilere dönüşmesini gerektiriyordu. Bedensel ve zihinsel becerileri piyasada alınıp satılabilir ticari bir ürüne dönmüş olan emekçiler, artık bir efendinin boyunduruğunda olmadıkları için ‘özgür’düler; köylerden şehirlere göç etmişler, bir işten çıkıp diğerine girebilme şansına sahip olmuşlardı. Ancak özgürlükleri, en fazla ticari bir malın özgürlüğü kadardı. Arz-talep dengesi içinde emeklerini, geçinebilmek için üretim araçlarına -yani geçim araçlarına- sahip olan patronlara satmaktan başka çareleri yoktu. İş yerinde efendi patronlardı ve demokrasi söz konusu değildi ancak geçim derdinden başka bir efendinin boyunduruğu altında olmamaları, emekçilere siyasal alanda demokrasi ve özgürlük mücadelesi verebilecekleri bir manevra alanı yaratmıştı. Kapitalizmin üretimi de toplumsallaştırması ve ekonomik süreçleri karmaşık ve iç içe geçmiş kolektif bir ilişkiler ağı haline getirmesiyle birlikte emekçiler, yaşadıkları kalabalık şehirlerde ortak amaçlar doğrultusunda bir araya gelmeye başlamıştı. Birlikte çalıştıkları işyerlerinde ve fabrikalarda üretimden doğan kolektif güçlerini de arkalarına alarak oy hakkı başta olmak üzere demokrasi, özgürlük ve siyasal hak mücadelesi vermişlerdi.

Faşizm

Faşizm, kapitalist sistemin siyasal alanda istemeden de olsa yaratmak zorunda kaldığı alanı demokrasi ile doldurmaya çalışan işçi sınıfına karşı, siyasal demokrasinin de ortadan kaldırıldığı, iş yerindeki kapitalist diktatörlüğün toplumun bütününde bir diktatörlüğe dönüştüğü bir yönetim biçimidir. Aslına bakılırsa kapitalist sistem, yapısal olarak, ekonomik alandaki ve işyerindeki diktatörlüğünü sürdürebilmek için, siyasal alanı görece gevşek ve ‘özgür’ bırakmak zorundadır, bunu hiç istemese bile. O yüzden faşizm, kapitalistlerin sırf canları istedi diye gönül rahatlığıyla başvuracakları bir yönetim biçimi değildir. Bu bakımdan, kapitalizmin faşist bir nitelik kazanmaya başladığı 1914-1945 arası dönemin, kapitalizm tarihinin en büyük iç bunalım dönemiyle örtüşmesi şaşırtıcı değildir.*** İşçi sınıfı, kendi tırnaklarıyla kazıyarak elde etmiş olduğu siyasal demokrasiyle yetinmek istemez. İstemez çünkü hem ekonomik demokrasiden yoksun siyasal bir demokrasi karın doyurmaz, hem de kapitalistler maddi güçlerini kullanarak işçi sınıfının dünyaya armağanı olan siyasal demokrasiyi bile kendi amaçları doğrultusunda manipüle ederler. Bilinçli bir işçi sınıfı, siyasal demokrasinin kırıntılarıyla yetinmeyip ekonomik ve toplumsal anlamda hakiki bir demokrasi için örgütlenerek ileri adımlar atmaya başladığındaysa kapitalistler, kendi sistemlerini ve bütün bir toplumu ateşe atmak pahasına dahi olsa faşizme yönelirler. Faşizm, işçi sınıfının hakiki bir demokrasi arayışının ürünü olduğu için farklı memleketlerde faşizmin nasıl özgün niteliklere bürüneceği de her memleketin kendine özgü işçi mücadelelerine, siyasal demokrasisine ve güç dengelerine bağlıdır. Bu bakımdan faşizmin çeşitli yüzleri vardır: Nazi Almanya’sı, Franco İspanya’sı, Mussolini İtalya’sı, Kokkashugi Japonya’sı… Ancak günün sonunda faşizm, işçi sınıfının hakiki demokrasi mücadelesine karşı, kapitalistlerin ekonomik yaşamdaki diktatörlüğünü toplumsal hayatın her alanına yayma çabasıdır.

Sonuç

Kapitalizm, köşeye sıkıştığında tüm toplumu, dünyası ve hatta kendi kendini bile ateşe atabilecek kadar gözü dönmüş bir sistemse eğer, işçi sınıfının da gözünü tüm insanlığın kurtuluşu olan sosyalizme dönmesi kaçınılmaz bir ihtiyaçtır.

Dipnotlar

* Yaygın kanının aksine, Frankenstein, canavarın
değil canavarı yaratan Victor’un soyadıdır.
Mary Shelley’nin 1818 tarihli romanında
canavarın bir ismi yoktur.
** Romanın sonunda Victor’un öldüğünü
öğrenen canavar, yas tutar.
*** Bu konuda ayrıntılı bir değerlendirme
için Özne’nin 7. sayısındaki “Emperyalizmin
Ekonomisi” başlıklı yazıma bakınız.

*

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Facebook6k
Twitter2k
646