
“Gençler kitap okumuyor! Uzun ve derin okumanın yerini, sosyal medyada kaydırılan, basit ve çoğu zaman bağlamsız alıntılar almış durumda…” Bu genellemeye katılmadığım gibi doğruluk payı olan kısmı için de yalnızca gençlerin değil “büyük”lerin de yeterince okumadığını, bu nedenle gençlere haksızlık yapılmaması
gerektiğini düşünüyorum. Kitap severlere bir kitap serisi ve içlerinde benim en çok ilgimi çekeni önermek istiyorum.
Yordam Kitap’tan “Gençlerle Baş Başa Verelim, Dünyayı Değiştirelim” sloganıyla yola çıkan “Gençlerle Baş Başa” dizisinde, 14 birbirinden öğretici ve eğlenceli kitap bulunuyor. Seri, genç okurlara temel kavramları soru-cevap tarzında, anlaşılır ve kısa bölümlerle anlatıyor. Konular sanattan siyasete, evrimden mitolojiye toplum, bilim, felsefe gibi temalardan seçilmiş. Kendisi minik ama içeriği zengin olan bu cep kitapları, akademik anlamda nitelikli ve pratikte soldan tavır almış çeşitli yazarlar tarafından kaleme alınmış.
Örneğin “İnsan Olmak” kitabında Cem Eroğul, insan olmanın uzun ve görkemli macerasını, Homo Sapiens’in ortaya çıktığı dönemden modern insanın yaşadığı günümüze kadar insanlık tarihinin temel dönüşümlerini “dede-torun muhabbeti” üzerinden gündelik bir sohbetin akıcılığı içinde anlatıyor. Serinin “Felsefenin Bahçesinde” kitabında Yıldız Silier bilgiyi, gerçekliği, adaleti, özgür iradeyi ve mutluluk kavramını meraklı bir gençle tartışıyor. “Sosyalizm”de ise Türkiye sosyalist hareketinin önde gelen Marksist teorisyenlerinden, 2022 yılında yıldızlara uğurladığımız Metin Çulhaoğlu, “sosyalizm nedir, komünizm ile aynı şey midir, özel mülkiyet ne anlama gelir, devlet sosyalizmde nasıl bir rol oynar, bugün sosyalizm hâlâ geçerli bir fikir mi?” gibi soruları en yalın haliyle cevaplıyor.
Okuduklarım içinde tavsiye edeceğim kitap ise Fikret Başkaya’nın “İklim Krizi ve Ekolojik Yıkım” adlı eseri.
Kitabın başında, Deniz isminde bir genç, bir gazete manşetinde, dünya çapında yüz binlerce öğrencinin okula gitmeyerek iklim grevi yaptığını, 16 yaşındaki Greta Thunberg’in İsveç Parlamentosu önünde başlatığı oturma eyleminin büyüyerek küresel bir boyuta ulaştığını okur. Pankartlarda “iklimi değil sistemi değiştir” “benim yerkürem benim geleceğim” gibi ifadeler görür. Zaten çevreci bir genç olduğundan konuyu araştırmaya başlayınca kafası karışır; biyoçeşitlilik, gen rezervleri, monokültür gibi kavramları öğrenmeye çalışır, daha önemlisi dünyayı yönetenlerin bunca sorunu neden zamanında fark edip önlem almadığını merak eder. Derken Fikret Başkaya ile yolları kesişir ve sormaya başlar:
İklim değişikliğinin belirtileri neler? Küresel ısınmayı durduramazsak dünyamızı nasıl bir gelecek bekliyor? Fosil yakıtlar nedensera etkisi yaratıyor? Alternatif enerji kaynakları söylendiği kadar masum mu? Kyoto Protokolü neden işe yaramıyor? İklim krizi ekosistemi nasıl etkiliyor? Akarsuları, toprağı, havayı kirletmeyen “temiz” bir sanayi mümkün mü? Elektrikle çalışan arabalar sahiden çevre dostu mu? Biyoçeşitliliğin azalmasından endişe etmeli miyiz? Ve en önemli soru: İklim krizi ve ekolojik yıkımdan kim sorumlu?
Fikret Başkaya bu kısa fakat yoğun kitapta, iklim ve ekolojiye dair en temel ve can alıcı soruları kendine özgü üslubuyla, akıcı bir söyleşi havasında yanıtlıyor. Yazar, genel çerçeveyi çizerken bu alana özgü teknik terimleri ve olguları sade bir dille açıklamakla yetinmeyip sorunun asıl failini de net olarak söylüyor: Kapitalizm.
“Doğanın bir yılda ürettiği kaynağı biz yaklaşık altı ayda tüketiyoruz. Bu da, bugünkü üretim ve tüketim düzeyini sürdürebilmek için 2-3 gezegene daha ihtiyaç var demek. Yıkım veya çöküş olarak ifade edilebilen yeni durum, doğanın kendini yenileme ritmi ile kapitalizmin kendini yeniden üretme ritmi arasındaki uyumsuzluğun sonucu. Bu da metabolik sürdürülemezlik demek.”
