Dijital Dünya: Kimin Çıkarına? – Eyyüp Bozlar

Günümüzde, iletişim aracı olarak kullanılan sosyal medya ile, “varoluş” yöntemi olarak kullanılan sosyal medya arasında derin bir fark var. Teknolojinin getirdikleri sayesinde bilgiye ulaşmak, haberleşmek, hızlı ve pratik bir şekilde içerik üretmek mümkün pek tabii. Fakat bunların ne kadarı sahici veya ne kadarı gerekli? Bugün sosyal medyada gördüğümüz içerikler, influencer kültürü, beğeni ve takipçi toplamak için ortaya atılan akımlar, hatta içerik videolarının arkasında yer alan müzikler bile özellikle genç kesimin dikkatini çekmek ve sosyal medyaya “daimi müşteri” yaratabilmek için tasarlanan ve tercih edilen şeylere evrilmiş durumda.

Önceleri YouTube gibi platformlarda sadece eğlence amaçlı üretilen videolar daha sonraları ticari amaç güderek, toplumun (özellikle gençlerin) dikkatini çekmek ve onları bu çarkın dişlisi haline getirmek için bilinçli olarak değiştirildi. Örneğin, en yaygın olarak kullanılan sosyal medya platformlarından biri olan Instagram’ın amacı ilk çıktığı zaman, sadece fotoğraf yükleyip anı paylaşmakken, şu an Instagram üzerinden ürün bile satın alınabilmektedir. Özellikle günümüz mesleklerinden influencer’lık sayesinde geçimini sağlayan azımsanmayacak bir kesim var. Ve bu kesim, gençlerin hayatını bir nevi şekillendiriyor. Mutluluk, başarı ve özgürlük, çoğu zaman markalar, tatiller, kıyafetler ve görünüş üzerinden tanımlanıyor. Sosyal medya platfromları, gençlerin boş zamanını bile ekonomik değere dönüştürüyor. Gençlerin dijital dünyanın içine doğmuş olması bizlerin seçimi değil; esas sorun, bu dijital alanların hangi ekonomik ilişkiler içinde şekillendiği ve gençleri nasıl şekillendirdiği.

Güzellik ve Beden Algısı

Güzellik ve beden algısı yeni tanıştığımız bir şey değil aslında. Özellikle kadın bedeni üzerinde uzun zamandır böyle bir baskı var. Günümüzde bu baskı daha görünür hale gelip erkekleri de kapsamaktadır. Kadınlar “no makeup” etiketi altında bile makyajlı fotoğraf paylaşma ihtiyacındayken, erkekler ise kaslı ve başarılı içerikleriyle profillerini doldurmak zorunda hissediyor. Bugün sosyal medya kullanıcıları, filtresiz, efektsiz, hatta şarkısız herhangi bir içerik bile paylaşamaz hale geldi. Çünkü algoritma bunu destekler nitelikte. İnsanlar sosyal medyada hep bir kıyaslama içinde; bu durum da insanlar içerisinde bir kutuplaşma yaratıyor. Sosyal medyanın güzellik algısı yüzünden insanlar kendini maddimanevi eksik ve yetersiz hissediyor. Bu yüzden “hazır güzellik anlayışı” hakim; bir yandan özgürlük ve kendine özgülük satarken aynı zamanda da birbirine benzeyen, aynı tip insanların çoğalması doğuyor.

Sosyal Medya Etkisi

Sosyal medya, doğru veya yanlış, gerçekçi veya değil, her türlü görüşten insanın bir arada olduğu bir yer haline geldi. Sosyal medya, insanların esas kimlikleriyle yapmaya cesaret edemeyecekleri şeyleri sanal ortamda yapmalarını sağlıyor. Bunlardan bazıları, siber zorbalık, trollük ve yoğun linç girişimlerinin oluşturduğu linç kültürüdür. Sosyal medyanın karanlık yüzünü açığa çıkaran bu eylemler hem sanal hem de gerçek dünyada ciddi sorunlara yol açabilmektedir. Artık insanlar, haklı veya haksız bakmaksızın, bir birey hakkında yorum yapma ve onun hayatına müdahil olma hakkını kendinde görüyor. Açıkçası, sosyal medya da bunu destekliyor. İnsanlar bir görüş hakkında derinlemesine fikir sahibi değilken bile, başkalarını yönlendirebilecek dolayısıyla da toplumu etkileyebilecek bir güce sahip oluyorlar. Nitekim bu durum, toplumsal olarak ayrışmayı körükler nitelikte.

Başka Bir Dijital Dünya Mümkün

Kamunun dikkatini çekebilme amacıyla kullanıldığında veya ortak bir sorun etrafında örgütlenmek için sosyal medya etkili bir araç haline geldi. Bu da yadsınamaz bir gerçek. Daha farklı bir dijital dünyada gençler için ücretsiz ve kamusal eğitim olanakları sağlanabilir. Gençlerin sadece tüketici değil, bilim ve sanat üretmesi ve paylaşması artırılabilir. Alternatif medya ve bağımsız yayıncılık desteklenebilir.

Peki bu değişim nasıl mümkün olabilir? Burada tek başına bireysel farkındalık ya da “dijital detoks” gibi çözümler yeterli değil, çünkü sorunun kökeni bireysel değil yapısal. Sosyal medya platformlarının büyük çoğunluğu, kâr amacı güden şirketlerin elinde ve bu şirketlerin öncelikli hedefi kullanıcı refahı değil, ekran süresi ve reklam geliri. Bu yüzden alternatif, platformların işleyiş mantığının kendisinde aranmalı. Örneğin, kullanıcıların ya da içerik üreticilerinin platform üzerinde söz sahibi olduğu kooperatif tipi modeller ya da kâr amacı gütmeyen, algoritmik manipülasyonu şeffaf kılan yapılar bu noktada bir çıkış yolu sunabilir. Kısacası, dijital dünyayı gerçekten değiştirmek istiyorsak, sorulması gereken soru “bu platformları nasıl daha iyi kullanırız?” değil, “bu platformlar kime ait olmalı ve kimin çıkarına hizmet etmeli?” sorusudur.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Facebook6k
Twitter2k
646