
Gençlere sık sık, bugünden azadelermişçesine, geleceğin kendileri olduğu söylenir. Oysa onları bekleyen hayatı, bağlı bulundukları sınıfsal konumlardan koparıp tek bir potada eritmek mümkün değildir. Emekçi bir ailenin çocuğuyla burjuva bir ailenin çocuğunu aynı gelecek beklemez. Gençlik, yalnızca yaş ortaklığıyla tanımlanabilecek tek parça bir toplumsal kesim değildir; yaşanan sorunları da bu sorunlara verilecek yanıtları da sınıfsal konum belirler. Emekçi sınıfa mensup gençlerin kendilerini sömüren düzene duyduğu öfkenin bu nedenle ayrı bir önemi vardır. Henüz bir işe, borca ve aile geçindirme yüküne bütünüyle bağlanmamış gençler, kendilerine vaat edilenle karşılaştıkları gerçeklik arasındaki mesafeyi fark ettiklerinde -bu onları kendiliğinden devrimci yapmasa dadaha hızlı harekete geçebilir, akranlarını peşlerinden sürükleyebilir ve yarattıkları ivmeyle toplumun diğer kesimlerini de mücadeleye katabilirler.
Bu hareket kabiliyeti özellikle 1960’ların sonunda dünyanın dört bir yanında açığa çıkarken, bu dalga Türkiye’de de üniversite işgalleri, boykotlar ve antiemperyalist eylemlerle sosyalist bir gençlik hareketi doğurdu; öğrenci mücadelesi giderek işçi sınıfının mücadelesi ve toplumsal kurtuluş düşüncesiyle bağ kurdu.
Türkiye’de yükseköğrenim gören Kıbrıslı Türk gençleri de bu dalgadan etkilendi. Özellikle 1974 sonrasında Devrimci Yol, Kurtuluş ve Halkın Kurtuluşu gibi hareketlerden gelen öğrenciler, Kıbrıslılar Öğrenim ve Gençlik Federasyonu içinde Devrimci Grup’u kurdu. Bu dinamizm kısa sürede adaya da yansıdı: Devrimci Gençlik Derneği içindeki ihraç ve kopuşlarla Lefke Halk Kültür Derneği’ndeki mücadele, 22 Ağustos 1977’de Halkla Dayanışma ve Kültür Derneği’nin, kısa adıyla Halk-Der’in kuruluşuyla sonuçlandı.
Yükseköğrenim, lise ve çalışan gençliği bir araya getiren Halk-Der, bağımsız bir gençlik örgütü olarak kurulmasına rağmen işsizlikten pahalılığa, işçi direnişlerinden bağımsız Kıbrıs mücadelesine kadar pek çok toplumsal sorunun içinde yer aldı. Örgüt, 1981’de Lefke’deki madenci ailelerinden kira alınmasına karşı yürüttüğü mücadele sırasında devlet baskısıyla karşılaştı; binasına yapılan baskında arşivi yakıldı ve faaliyetleri son buldu. Fakat temsil ettiği siyasal arayış ortadan kalkmadı.
Bu arayış, 1985’te yayımlanmaya başlayan Özgürlük dergisi çevresinde yeniden filizlendi. Ocak 1990’a dek 36 sayı çıkan dergi, Kıbrıs Devrimci Yüksek Öğrenim Gençliği ve 1988’de kurulan Kıbrıs Halk- Der gibi örgütlenmelere zemin hazırladı; KDYÖG’ün yayın organı Somut da 1988- 1990 arasında yayımlandı. Özgürlük’ün yayın hayatı sona erince bu dönem kapandı ancak gençlik mücadelesi 1990’larda yeni arayışlarla sürdü.
Sovyetler Birliği’nin çözüldüğü, sosyalizmin yenilgisinin ilan edildiği ve bireysel kurtuluşun örgütlü mücadelenin önüne geçirildiği 1990’larda ise, Kıbrıs’ın kuzeyinde demokratik kitle örgütlerinin yerini fonlarla yürütülen projeler ve sivil toplum örgütleri almaya başladı. Buna karşın Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde örgütlenen Demokratik Gençlik Hareketi ile ada genelinde faaliyet yürüten Bağımsız Gençlik Platformu, bağımsız Kıbrıs ve halkların kardeşliği çizgisini yaşatmaya çalıştı. Çatı ile Seselim gibi basılı yayınlar bu arayışın yazılı sesi oldu; 1996’da DAÜ’de yapılan ders ve kantin boykotu ise mücadelenin yayın faaliyetleriyle sınırlı kalmadığını pratikle de gösterdi.
2000’lerin başında bankaların iflası ve Avrupa gazetesi yazarlarının tutuklanmasıyla başlayan hareketlilik, kitlesel mitinglere ve Bu Memleket Bizim Platformu’nun kuruluşuna uzandı. Ardından Annan Planı süreci, çözüm ve barış talebini geniş kitlelerin gündemine taşıdı. Bu ortamda bir grup devrimci genç tarafından 2001’de kurulan Baraka Kültür Merkezi, kültür-sanat üretimini siyasal mücadeleyle birleştiren kalıcı bir örgütlenme oldu.
Gençlik mücadelesi 2010’larda farklı sorunlar etrafında yeniden görünür hâle geldi. Atatürk Öğretmen Akademisi öğrencileri, öğretmen yetiştirmenin özel üniversitelerin kâr alanına açılmasına karşı 2010’da 35 gün ders boykotu ve 16 gün çadır eylemi yaptı; Eğitim Bakanlığı’nı işgal ederek mücadeleyi okul sınırlarının dışına taşıdı. 2016’te 71 örgütün oluşturduğu Reddediyoruz Platformu, gençlik, kültür ve spor alanlarında Türkiye’ye bağlı bir Koordinasyon Ofisi kurulmasına karşı sokakta mücadele etti. Aynı yıl, Dağyolu’nda iki öğrenciyle servis şoförünün yaşamını yitirmesinin ardından liselilerin “Karanlıkta okula gidilmez” diyerek Lefkoşa, Mağusa ve Lefke’de sokağa çıkması ise gençliğin herhangi bir örgütün çağrısını beklemeden kendiliğinden gerçekleşen bir patlamayla harekete geçtiği bir süreç oldu.
Elbette bu yazıda Kıbrıs’ın kuzeyindeki bütün gençlik hareketlerini, örgütlerini ve eylemlerini eksiksiz anlatmak mümkün değildir. Burada anılan örnekler, gençlerin farklı dönemlerde sorunları karşısında nasıl harekete geçtiğini, öfkelerinin hangi siyasal düşüncelerle buluştuğunu ve hangi örgütlenme biçimlerine dönüştüğünü göstermek için seçilmiştir.
Bu tarih tek bir çizgide ilerlemedi. Kalıcı örgütler, öğrenci hareketleri, geniş cephe platformlar ve kendiliğinden öfke patlamalarıyla sokağa dökülen eylemler, içinde bulundukları dönemin farklı ihtiyaçlarından doğdu. Dolayısıyla bağımsız Kıbrıs, halkların kardeşliği ve sosyalizm mücadelesinde geçmiş deneyimlere sahip çıkmak, geçmişin örgüt biçimlerini ve çalışma yöntemlerini bugüne aynen taşımak anlamına gelmez. Değişen ekonomik, siyasal ve kültürel koşullar çözümlenmeden geçmişin ezberleriyle bugünün gençliğine ulaşmak mümkün değildir. Geçmişten devralınması gereken, hazır kalıplar değil; sınıfsal çelişkileri görünür kılma, halkla bağ kurma ve gençleri kendi mücadelelerinin öznesi hâline getirme ısrarıdır.
Özellikle son yıllarda örgütlü mücadelenin karşısına bireysel kurtuluş ve göç, gençler için giderek daha görünür seçenekler olarak çıktı. Adada kalıp bir şeyleri değiştirmek isteyen birçok genç ise sorunların kapitalizmle bağının kurulmadığı, fonlara bağımlı sivil toplum faaliyetlerine ya da siyasetin bir kariyer basamağına dönüştüğü rejim partilerinin gençlik kollarına yöneliyor. Birinde gençlere proje hedeflerini tamamlayan gönüllü/çalışan, diğerinde seçim dönemlerinin yükünü taşıyan geleceğin profesyonel siyasetçisi rolü biçiliyor.
Bu tablo gençlerin öfkesinin dindiği anlamına gelmiyor. Hayat pahalılığı, güvencesiz çalışma, paralı eğitim, göç ve kendi ülkesi hakkında karar verememe koşulları sürdükçe bu öfke de varlığını koruyacaktır. Asıl mesele, gençlerin bireysel çıkış yollarına mahkum olmadan; sorunlarının içinde yaşadığımız kapitalist düzenle bağını kuran, karar süreçlerine doğrudan katıldıkları ve işçi sınıfının mücadelesiyle birleşebilen örgütlenmeler yaratıp yaratamayacağıdır. Gelecek gençlere kendiliğinden gelmeyecek; onu kuracak olan, öfkesini ortak bir iradeye ve örgütlü bir güce dönüştürecek olanlardır.
“Güzel Günler Ona Yürümezsen Sana Gelmez”
