Baraka Kültür Merkezi olarak Başbakanlık önünde basın açıklamamızı gerçekleştirdik.
Sorunlarla birlikte anılan ülke gündemine, son dönemde deniz trafiğinde yaşanan facialara, kadın cinayetlerine, iş cinayetlerine ve her geçen gün artan zamlara sırtını dönerek, yüzünü sandığa, seçimlere çeviren Hükümete karşı önce sözümüzü söyledik.
Ardından halkın gerçek gündemini pusulamıza yazdık ve sandığa attık.
Çünkü biliyoruz ki halkın gündemi; seçim hesaplarından, koltuk kavgalarından ve siyasi propagandadan çok ötededir.
Basın açıklamasının tamamını aşağıda görebilirsiniz
Değerli basın emekçileri, kıymetli halkımız
Son günlerde her gün yeni bir acıyla, farklı bir endişeyle uyanıyoruz. Gemi faciası yüreğimizi kanatmaya devam ederken art arda yaşanan kadın cinayetleri ile şoka uğruyoruz. Sabah kalkıp çalışmaya giden ancak akşam evine dönemeyen emekçilerin, kaza demeye dilimizin varmadığı iş cinayetleri ile sarsılıyoruz. Çocuklarımızı okul diye prefabrik yapılara veya depreme dayanıklı olmayan binalara gönderiyoruz. Hatta okul servisleri çalışmadığı için gönderemiyoruz. Dün yürüdüğümüz ormanın bugün betonlaştığını görüyor, zaten dağlarımız delik deşik olmuşken yeni bir taş ocağına daha izin verildiğini duyuyoruz. Bugün trafikte kimi kaybedeceğiz endişesi, hastaneye gitsek sağlık hizmeti alabilir miyiz kaygısı, benzine ve temel tüketim maddelerine her gün zam gelirken evi nasıl geçindireceğiz düşüncesi herkesi nefessiz bırakıyor.
Biz, biriken bu acıların toplumsal travmasını yaşarken, ülkeyi yönettiğini iddia edenler -ama aslında tüm bunlardan doğrudan doğruya sorumlu olanlar- sandıktan ve koltuktan başka bir şey düşünmüyor! Sırtlarını sermayeye dayamış gelmiş geçmiş tüm hükümetlerin el birliğiyle kurduğu bu çarpık düzen bizi sadece üzmüyor aynı zamanda öfkelendiriyor, birbirimize kenetliyor, hesap sormaya teşvik ediyor. Çünkü Kıbrıslı Türk halkı empati yeteneği gelişmiş, yurduna ve toplumuna karşı sorumluluk duygusu yüksek, vicdanlı bir halktır. Ve dayanışmayı çok iyi bildiği gibi hesap sormasını da bilir.
Denizde, karada ve havada güvenli yolculuk yapamamamızın ve can kayıplarının müsebbibi Ulaştırma Bakanlığıdır. Lafı dolandırmaya gerek yoktur; bir ülkenin iç ve dış ulaşımındaki her türlü sorumluluk ilgili bakanlığa aittir. Gemi faciasında yakınlarını kaybedenlerle birlikte, hesabı sorulmalıdır, sorulacaktır.
Kadınlar en yakınları tarafından öldürülüyorsa, şiddete uğradıklarında çalacak bir kapıları yoksa, şiddet önleme ve danışma merkezleri kurulmamışsa, ekonomik olarak güçlendirilmedikleri için şiddet gördükleri evde yaşamaya devam etmek zorunda kalıyorlarsa, mahkeme kararlarına rağmen polis kadınları koruyamıyorsa , lafı dolandırmaya gerek yoktur; sosyal güvenlik bakanlığı birinci derecede sorumludur. Ve bugüne kadar tek bir sığınma evi açmayan, kadına şiddeti önleme mekanizmalarını hayata geçirmeyen, polisi sivile bağlamak için adım atmayan tüm hükümetlerin bunda az veya çok payı vardır.
Neredeyse her ay iş cinayetinde bir emekçi hayatını kaybediyor; kimisi buğday silosunun altında kalıyor, kimisi inşaattan veya işçi lojmanının damından düşüyor, kimisi bir iş aletini kullanırken yaralanıyor. Yeterli önlem alınmadığı ve denetim yapılmadığı için hayatını kaybeden emekçilerden, Çalışma Bakanlığı değilse kim sorumludur! Aynı Çalışma Bakanlığı ki patronların emrine amade olup yabancı işçilere asgari ücreti %40 azaltabilmişti. O Çalışma Bakanlığı ki; sermayedarlar daha da sömürebilsin diye, işçi tüccarlarının, köle ticareti yapar gibi ülkemize yabancı işçi getirmesine göz yummaktadır. O Çalışma Bakanlığı ki, tıpkı daha önceki hükümetler gibi kayıt dışı çalışmaya yaptırım yerine sürekli af getirmektedir.
Biz, sahte diplomadan, rüşvet ve yolsuzluklara kadar skandal üstüne skandal yaşayan bu hükümetin halkın gerçek sorunlarını çözeceğini sandık mı? Sanmadık.
Trafikte, eğitimde, sağlıkta, barınmada, çalışma yaşamında her gün daha da geriletilen haklarımızı geri vereceğini sandık mı? Sanmadık elbette.
Dün alçak ormanları, bugün dağlarımızı sermayeye peşkeş çekenlerin, sağda solda çevreci nutuklar atsa da doğaya sahip çıkacağını sandık mı? Sanmadık tabii ki.
Kadınları, hangi milletten olursa olsun emekçileri, kültürel değerleri, çocukları, yaşlıları koruyup güçlendireceğini sandık mı? Sanmadık.
Ama işte onlar gözünü sandığa dikedursun, halkın sandığında da bunlar var ve hepsinin hesabı tek tek sorulacak:
GEMİ FACİASI
KADIN CİNAYETLERİ
İŞ CİNAYETLERİ
DOĞA KATLİAMI
KAMUSAL HAKLARIN GERİLETİLMESİ
ZAMLAR
SKANDALLAR
Cemal Süreya’nın şiiriyle tamamlarsak mesajımızı:
Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya,
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya,
Anamız çay demliyor ya güzel günlere,
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa,
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız,
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler,
Biz şimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz.
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını,
İşte o gün sizi Tanrılar bile kurtaramaz.






