
Geçtiğimiz Haziran adamız, çok değerli bir gazeteci, yazar ve barış tutkununu kaybetti. Sevgül Uludağ, sadece bir gazeteci değildi; ömrünü bu adanın ortak yaralarını görünür kılmaya adamış bir barış aşığıydı aynı zamanda.
Sevgül Uludağ 1958 yılında Lefkoşa’da dünyaya geldi ve gazetecilik kariyerine 1980 yılında Northern Weekly Mail ile başladı. Cyprus Today, Kıbrıs Postası, Halkın Sesi, Bozkurt, Politis, Ortam, Vatan ve Yenidüzen gazetelerinde, Olay ve Kıbrıslı dergilerinde, Bianet’te yazılar yazdı. Kitapları ise şunlardır: “Petroyka Notları”, “Kadınlar İçin Politika Strateji ve Planlama”, “Cyprus: The Untold Stories” ve “İncisini Kaybeden İstiridyeler”. Ayrıca “Milliyetçiliğin Öksüz Bıraktıkları” adında bir röportaj serisi de yazmış ve Yenizdüzen’de yayımlamıştır. Gazetecilik kariyerinin başlarında Kıbrıs Postası’nda yayımladığı yazı serisi “Gençlik Gençlik Dediğimiz” adanın gençleriyle, sorunları ile ilgili röportajlar içermiştir. Bu seri kapsamında madde bağımlısı, işsiz ve asker gençlerle konuşup bu halkın gençlerinin, tabu olarak görünen dertlerini gazete sayfalarına taşıma cesareti göstermiştir. Uludağ’ın tabuları deşme ve gerçeği çırılçıplak saflığıyla sayfalara taşımaya olan adanmışlığı gazetecilik kariyerinin en başından beri barizdi. Bu yazı serisi, askerin içerisindeki fiziksel şiddeti gün yüzüne çıkardığı nedeniyle Kıbrıs Postası’ndan ayrılmasına sebep olmuştur.
Sevgül Uludağ, sonraki gazetecilik hayatının büyük çoğunluğunda Yenidüzen gazetesinde yazmıştır. Ayrıca 2001’de Kıbrıslı Türk toplumunun ilk internet dergisi olan Hamamböcüleri’nin yayımlamasına katkıda bulunmuştur. Dergi, “copy left” olarak sanal bir ortamda okurla buluşmuş ve mottosu “Hamamböcüleri pis değildirler. Pislikleri temizlemek için yaşarlar. Devlet hamamböcülerini sevmez çünkü hamamböcüleri ona ne kadar pis olduğunu hatırlatır!” olarak belirtilmiştir. Uludağ, yaşamı boyunca Kıbrıs’ta barış ve kadın hareketine adanmış bir aktivistti. Adanın halklarının bir araya gelmesini sağlayarak, barış için bir yol açılmasına öncülük etti.
Sevgül Uludağ’ın en çarpıcı özelliklerinden biri geleceğe ve gençliğe olan inancı olabilir. Beslediği bu umut, kendini var ettiği her alana taşıyor, adada barış, beraberlik ve gelecek adına atılan her adımda orada bulunmasına ve kendini toplumun önemli bir öznesi olarak tarihe kazımasına katkı sağlıyordu. Baraka Kültür Merkezi’nin ilk yıllarında, derneğin kurucu metinlerinden sayılan röportajı gerçekleştirmiş olması, Baraka’nın kuruluş amacını ve hedeflerini ifade etmesine vesile olması, bizler için çok anlamlı bir emektir. Kendilerine yeni bir var oluş alanı açma hevesiyle yola çıkan gençlerin fikirlerine ve amaçlarına inanıp, sözlerini ve emellerini yazıya taşıma desteğini göstermesi, onun gençliğe ve geleceğe olan inancının kanıtı niteliğindedir.
Kıbrıs’ta barış,birlik ve dayanışma alanlarında atılan her adıma ya öncü ya da destek olan Sevgül Uludağ, Baraka’nın da bileşeni olduğu “Savaşa Hayır Koalisyonu” tarafından düzenlenen “Ortak Acımız ve Geleceğimiz Bizi Birleştiriyor” etkinliklerinin de öznesi olmuştur. 2007 yılında organize edilen bu etkinlik, bir panelden ve ortak mezar ziyaretlerinden oluşan bir programa sahipti. İki halkın da kayıpları için, ortak mezarlara çiçek konulması planlanan etkinlikte, Kıbrıslı Türkler ve Elenler güneydeki bir toplu mezara çiçek koyduktan sonra kuzeydeki bir toplu mezara gitmek üzere beraber hareket ettiler. Ancak Kıbrıs’ın kuzeyindeki polisin müdahaleleri yüzünden eylemde kargaşa çıktı ve Kıbrıslı Elenlerin, kuzeydeki ortak mezarlara barışçıl bir ziyaret için geçişleri bu faşist zihniyet tarafından engellenmeye çalışıldı. Bu eylemlerin önemli bir parçası olan Uludağ, her iki taraftaki toplu mezarlarda eylemcilere kayıplar ve gömü alanları ile ilgili bilgiler verdi.
Sevgül Uludağ’ın geride bıraktığı en değerli kaynaklar adamızın geçmişinin açtığı yaraları insani bir yerden gün yüzüne çıkardığı röportajları olabilir. Bunlardan 3 tanesi, “İncisini Kaybeden İstiridyeler” kitabında bir araya getirilip basılmıştır. Kitaba adını veren seri, babasını kaybeden çocukların hikayelerini aktarıyordu. Uludağ, bu bölümün girişine şöyle yazmıştı “Kaybolanlar, teşkilatları yönetenler, savaş kararı verenler, göç kararı verenler değildi, emekçilerdi.(…)
Bu topraklarda hayatlarını alın teri dökerek kazananlardı.” Kitabın ikinci bölümü olan röportaj dizisi “Kayıpların İzinde”, savaşın çirkin yüzünü, açtığı yaraları ve geride bıraktığı belirsiz boşluğu seriyor sayfalara. Sevgül Uludağ, bu bölümün girişini şu cümlelerle tamamlıyor: “O çirkin sözcükten, ‘savaş’tan arta kalan bütün yaralarımızı sarmadıkça, iyileştirmedikçe, ‘tabu’ olmaktan çıkarmadıkça, ‘barış’ denen o büyülü topraklara asla ulaşamayacağız çünkü…” Savaşın ortak yaralarını beraber sarmanın, bu acıları paylaşmanın önemini vurguluyor Uludağ, ki “bir daha asla böylesi cinayetlerin işlenemeyeceği yeni bir ülke yaratma cesaretini bulabilelim…” Kitabın son bölümünü oluşturan röportaj serisi ise “Ölümün Kıyısından Dönenler”in hikayelerini kendi ağızlarından anlatmaları için bir platform sağlıyor. Bu kitabın bir parçası olmayan diğer bir söyleşi derlemesi ise “Milliyetçiliğin Öksüz Bıraktıkları” isminde, iki tarafın da milliyetçi örgütleri tarafından öldürülen insanların aileleri ile röportaj yaptığı bir seridir. Sevgül Uludağ, barış gazeteciliği kapsamında da incelenebilir. Bu gazetecilik alanı, savaşın trajedisini ve burukluğunu, barış inşa etme amacıyla ela alan, bu acıları çatışma ve nefreti değil, uzlaşı ve insani anlayışı teşvik etme amacıyla kullanan bir gazeteciliktir. Medyanın barışı desteklemekte ve inşa etmekte bir sorumluluğu olduğunun altını çizerek, sadece var olan çatışmalara nüansla yaklaşmakla kalmayıp, aynı zamanda bu çatışmaların tarihsel altyapılarını da göz önünde bulundurmayı teşvik eder.
Sevgül Uludağ’ın Kıbrıs’ın ortak kayıplarına yaklaşımı ve barış inşa etmeye olan umudu bu bağlamda barış gazeteciliğinin güzel bir örneğidir. Yenidüzen’de 11 Mart 2026’da yayımlanan “Kayıplarımızı kuyularda ararken, savaş bulutları yeniden üstümüzde” adlı yazısında da altını çizdiği gibi, çatışmanın nelere mal olduğunu bilen bir toplumun mensubu olarak, coğrafyamızda yaratılan ve normalleştirilmek istenen savaş ortamına ısrarla “HAYIR” demiştir.
Sevgül Uludağ’ın röportajları, savaşın korkunçluğunu çırılçıplak bir şekilde yansıtıyor olsa da, iki tarafın da milliyetçileri tarafından hiçbir zaman kullanılamadı. Bu acıların korkunçluğu hiçbir zaman düşmanlığı ve nefreti körüklemeye alet edilemedi. Bunun nedeni, her iki tarafın da ortak acılarını halkların kardeşliği temelinde yansıtıyor olması ve her satırın barış umudunu tekrardan inşa etmeye olan adanmışlığıydı. Onun mirası, Kıbrıs’ın kayıplarını, acılarını, kanayan yaralarını, trajedilerini iki tarafın da milliyetçilerinin elinden söküp alıp, bunları insani bir mesele haline getirme cesaretidir. Daha da önemlisi, adamızın savaş kayıplarını birer birer ele alıp, onları barışa giden yolda yol gösterici ve birleştirici olarak kullanmasıdır.
Yaşamını başkalarının acılarına adayan Sevgül Uludağ, hayatının son dönemindeki hastalığını ve acılarını kendine saklamayı yeğlemiş. Pek çok seveni onunla cenazesinde vedalaşabildi. Cenazesi de tıpkı hayatı gibi iki toplumlu, samimi bir buluşmaya vesile oldu.
2002 yılında, daha yeni kurulan derneğimizin açılması üstüne yazdığı “Baraka” adlı yazısında umudunu kaybetmekten korktuğundan bahsediyor Sevgül Uludağ; “(G)özüm arkada kalmak istemiyordum, bundan emin olmak istiyordum çünkü çevremde olup bitenler düş kırıklığı yaratıyordu… İlkeler çiğneniyordu, ‘yoldaş’ ‘yoldaş’ı satıyor, ‘ihanet’ ediyor, ‘arkadan bıçaklıyor’du… Bunun gerçek olamayacağına inanmak istiyordum… Belki her şeyin özeti tek sözcüktü ‘umut’… Hala ‘umut’ olduğuna inanmaya çok ihtiyacım vardı. Sonraki satırlarında Barakanın açılış etkinliğine katılmak isteyip katılamadığından söz ediyor fakat “yüreğim orda atıyordu” diyor. “Baraka azınlıkların düşü: gençliğin direnişi, biz orta yaş militanlarının vizyonlarından farklı kendi vizyonlarını kovalayışı… Bunun için emek harcayışı, alın teri döküşü… Baraka’ya “Merhaba” diyorum! Elbette umutla!”
Sevgül Uludağ’a veda ederken, onu umuduyla anıyoruz. Gençliğe olan umuduyla. Bu adaya olan umuduyla. Geleceğe olan umuduyla. Barışa olan umuduyla… Umut adına döktüğü alın teriyle anıyoruz onu. Ve bu adanın gençleri, emekçileri olarak, yaşamı da ölümü de adayı birleştiren kadın Sevgül Uludağ’ın gözünün arkada kalmayacağı bir gelecek inşa edeceğiz.
Kaynaklar: Irvan, S. (2008) “Oral History as a Method for Peace Journalists: Sevgül Uludağ as a Case Study”, Faculty of Communication and Media Studies Eastern Mediterranean University, sf. 245-251.
Uludağ, S. (2026) “Kayıplarımızı kuyularda ararken, savaş bulutları yeniden tepemizde…”, Yenidüzen, 11 Mart. Link: https://www.yeniduzen.com/kayiplarimizi-kuyularda-ararken-savasbulutlari-yeniden-tepemizde-25248yy.htm
Baysal, B. (2006) “Kütüp-ha!-ne? Ben okudum, pek hazettim. İncisini Kaybeden İstiridyeler”, Argasdi, 3 (3.5), sf. 36.
Hamamböcüleri (2001) Link: https://web.archive.org/web/20250214120320/https://hamamboculeri.org/
Uludağ, S. (2002) “Münür Rahvancıoğlu ve Osman Mekansız anlattı: Baraka Kültür Merkezi” Yengeç Sepeti. Link: https://www.baraka.cc/ down/km3.doc
Uludağ, S. (2002) “Baraka” Yeraltı Notları
