Piyasanın Görünmez ”Din”leri: Spritüellik – Nazen Şansal

Budizm, yoga, reiki, astroloji, meditasyon ve daha nice spiritüel arayışlar, çağımızda (bu satırların yazarını ve muhtemelen çoğu okurunu kapsayan) orta sınıfın yeni “din”i haline gelmiş durumda. Laiklik değerine toz kondurmadığını daha birkaç ay önceki kitlesel eylemlerde açıkça ortaya koyan, çoğunluğu seküler bir topluluğun, evrene pozitif enerji gönderip cevap beklemesinin ya da mantraların gücüne itibar etmesinin sebebi nedir? Veli olarak tecrübe ettiğim bir hadiseden örnekleyecek olursam; eğitime dinselliğin karıştırılmasına (haklı olarak) karşı çıkan bir öğretmenin, öğrencilerine sınav öncesi topluca çakra açma meditasyonu yaptırması nasıl açıklanabilir?

Elbette sadece ülkemizde değil “Batı”lı memleketlerde ve yakın etkileşim içinde olduğumuz Türkiye’de de “Uzak Doğu” din ve felsefelerinden esinler taşıyan spiritüel pratikler, son yıllarda hızla yayılmakta ve bir yandan maneviyat arayışını diğer yandan piyasayı tatmin etmekte. Genellikle iyi eğitimli, orta veya üst gelirli beyaz yakalılar, semavi dinlerin modern yaşama uymayan baskıcı yönleriyle ve siyasallaşmış biçimiyle mesafelenmiş kişiler, bireysel özgürleşme ve rahat bir nefes alma arayışındaki kadınlar bu tarz öğretilere ve gruplara yakınlık duyuyor. Bu durumun sosyo-ekonomik, psikolojik, toplumsal cinsiyet temelli sebeplerine ve politik çıktılarına daha yakından bakacak olursak; içinden geçtiğimiz (affınıza sığınarak: içimizden geçen) neoliberal postmodern zamanın ruhunu görüyoruz.

Hızlandırılmış Modernleşme ve Maneviyat Yitimi

Batı ülkelerinin son üç yüz yılda yaşadığı modernleşme ve dinin kamusal alandan çekilmesi (rönesans, reform, aydınlanma, sanayileşme vb.), Türkiye’nin de içinde bulunduğu pek çok ülkede 30-40 yıl içinde deneyimlenen bir süreçtir. Cumhuriyetin, idealleri çerçevesinde İslami kültürü bastırırken Batı kültürünü (bilhassa da ilimini) tam olarak içselleştirememesi, seküler orta sınıfta manevi bir boşluk duygusuna sebep olmuştur.

Kıbrıslı Türkler, İngiliz sömürgesi olmanın ve Kıbrıslı Elenler ile birlikte yaşamanın özgün koşulları sebebiyle “Batı” kültürüyle belli bir ölçüde etkileşim içinde olsalar da, modernleşme ve sekülerleşme süreçlerini Türkiye’deki Kemalist devrimlere paralel, hatta hızlandırılmış şekilde yaşamış bir toplumdur. Laik yapımız ile övünürken haklı olmakla birlikte benzer bir manevi boşluğun Kıbrıslı Türkler için de geçerli olduğunu söyleyebiliriz.

Bir-iki kuşak kadar yakın geçmişimizde, yaşam biçimi yardımlaşmak olan aile ve komşuluk ilişkileri, mahalleli veya köylü ile (çoğu zaman ekonomik olarak zorunlu olsa da) içten bir dayanışma, zor günde de mutlu günde de birbirini sarıp sarmalama, maddi-manevi bir doyum sağlamakta idi.

Sosyal bir varlık olan yalnızca birbirinin aynasında kendini görüp var edebilen ve hayatın anlamını kolektivitede bulabilen insanın hazin yalnızlığı, neoliberal çağın bir semptomu olarak karşımıza çıkıyor ve bilhassa orta sınıfı vuruyor. Geniş aile ve hemşehrilik ilişkilerini sürdürmek ve birbirine tutunmak mecburiyetinde olan dar gelirli emekçiler ve halen kırsalda geleneksel bir yaşam sürenler de, kamusal haklarının geriletilmesinden, emeğin sömürülmesinden ve doğanın piyasalaşmasından dolayı neoliberalizm mağdurudur. Ancak yalnızlaşma ve tutunacak dalı kalmama durumu, “birey”ciliğin yüceltildiği ve her şeyin (başarı-başarısızlık, zengin ya da mutlu olabilme-olamama vs.) sorumluluğunu tek başına üstlenmesi beklenen kentli orta sınıfların payına düşüyor.

New Age ve Akıl Karşıtlığı

1960’lı yıllarda dünyada (Türkiye’deki 68 kuşağını ayrı tutmak gerekir) yükselen yeni toplumsal hareketler, sınıf dışı eşitsizlik biçimleri üzerindeki mücadeleyi öne çıkarmış olan kültürel hareketleridir. Rasyonalitenin baskıcı özelliklerine karşı özgürlük, barış, sevgi, doğa, sanat ve bireyselleştirilmiş kendini gerçekleştirme arzusu ön plandadır. Merkezileşmeye yönelik bu tepki, benlik üzerinde bir yoğunlaşma yaratmış ve bu da bir içe dönüş sonucunu doğurmuştur. Politikadan daha çok psikolojiye yönelik ilginin artması da 1960’lı yıllarda başlayan kültürel değişimlerin bir sonucudur.

Moderniteye karşı geleneksel bilgelikten beslenen yeni bilgelik biçimlerini öne çıkaran ve dini deneyimi psikolojikleştiren 1960’ların yeni toplumsal hareketlerinin bir parçası olan New Age hareketi modernite ve akıl karşıtlığının güçlü bir örneğidir. 1960’larda ortaya çıkan ve büyüsü bozulmuş dünyanın büyüsünü yeniden tesis etmeye yönelen New Age akımı, neoliberal dönemde pozitif düşünce gücü, evren ve enerji gibi kavramlarla yeniden popülerleşmiştir.

1970’lerde yaşanan krizle birlikte sosyal refah devletinin sona er(diril)mesiyle neoliberal küreselleşme dönemi başlamıştır. Bu döneme damgasını vuran postmodernizm, akla saldıran, ilerlemeye inanmayan, yeniliğe ve öznelliğe vurgu yapan yaklaşımları öne çıkararak neoliberalizmle bütünleşmektedir.

Orta Sınıf Yalnızlığı ve Kamusallığın Kaybı

1980 sonrası dünya, sermayenin gemi azıya alıp küreselleştiği, hak temelli örgütlenmelerin kâh fonlanarak kâh baskılanarak yıpratıldığı, topluma ve toplumcu düşünceye pervasızca saldırılan bir yere dönüştü. İlk başlarda girişimciliği, bireyciliği, tüketimi önceleyen bir ideoloji yoluyla orta sınıflar, sisteme dahil edilip üst sınıfların ideolojik yörüngesine çekildi.

2000’lere gelindiğindeyse, güvencesizliği, çalışma koşullarının ve yaşam şartlarının zorlaşmasını deneyimleyen orta sınıf, değişen değer yargıları ve dünya düzeninde geleneksel dayanışma ağlarından da yoksundu. Akrabalık, bölgelilik, komşuluk gibi toplumsallıklardan, yoğun çalışma temposu, biraz da kendi bireyci yaşam biçimi ve iyi eğitimli olmanın getirdiği özgüven ile uzaklaşmıştı.

Siyasi, mesleki, kültürel veya sendikal örgütlenmelerde görev alanları olmakla birlikte (ki bunların spiritüelliğe daha az ilgi gösterdiğini söyleyebiliriz), bu tarz örgütler de her zaman içtenliğin ve dayanışmanın değil, zaman zaman sahteliğin ve rekabetin yaşandığı yerler olduğundan orta sınıfın manevi arayışını tatmin edemeyebilir. Dini cemaatler, Tanrı’yı belki de lise yıllarında sorgulamış, ateizm veya deizm gibi düşüncelere yönelmiş seküler orta sınıflar için zaten bir sosyalleşme seçeneği olamazdı.

Ülkemiz özelinde ise tüm bunların yanı sıra 2000’lerin başında büyük bir toplumsal hayal kırıklığı yaşanmış, Annan Planı referendumu, barış umutlarıyla birlikte geleceğe dönük inancı da erozyona uğratmıştı. Artık pek çok kişi hayal ettiği ülkede yaşayamayacağını sezinliyor, toplumsal mücadeleye, vatandaşlık görevi gereği bir nebze katkı koysa da bireysel kurtuluşunu ön plana alıyordu. Gerek dünyadaki durumun kötüye gidişi (Sovyetler Birliği’nin yıkılması, milliyetçiliğin yükselmesi, savaşlar ve soykırımlar vb.) gerekse adamızdaki en olası çözüm treninin kaçırılması, kendini solda tanımlayan orta sınıflar için ciddi bir anlam kaybına ve hayatın amacının sorgulanmasına sebep olmuştur.

2020’ye gelindiğinde ise Covid 19 pandemisi ve yarattığı izolasyon, orta sınıfların hayat çemberini daha da daraltmış, gelecek kaygısına sağlık endişeleri de eklenmiş, çekirdek aile bir kez daha kutsanmış, bireysel yaşam iyice kanıksanmıştır.

İşte spiritüellik, devletin ve patronun gözünde kıymeti kalmamış, kamusallığını kaybetmiş, yalnızlaşmış orta sınıfların anlam arayışına denk düşmekte ve boşalan maneviyat depolarını doldurma rolü üstlenmekte. Bu satırların yazarının da bizzat gözlemlediği spiritüel ortamlarda, insanlar kendilerinin en iyi versiyonu olmaya çalışıyor. Açıkça dertleşilmese bile bedensel pratikler ile birbirinin yarasını sarıyor. Günlük yaşamda (komşuyla, patronla, iş arkadaşıyla vs.) bulunamayan derinlik, bir matın üstünde birkaç derin nefeste peyda oluyor. Bu iyicil hallerin devamının arzulanması, estetik pozların sosyal medyadaki albenisi ve yoga gibi egzersizlerin beden ve ruh sağlığına faydası gibi sebeplerle spiritüellik daha da yaygınlaşıyor. Kamusal sağlık sisteminin geriletildiği koşullarda, devlet hastanesini beğenmeyen, özel hastanelere artık zor gidebilen orta sınıf, sağlığını korumak için başının çaresine bakmaya çalışıyor.

Elbette kapitalizm, en kutsal veya içsel olanı dahi (bilhassa da onları) metalaştırma ve piyasa için çeşitleyerek pazarlama kapasitesine sahip olduğundan, stüdyo dekorasyonundan internet uygulamalarına, tütsüsünden astroloji kartlarına, inziva kamplarından tapınak turizmine kadar spiritüellik büyük bir sektör haline gelmiş durumda.

Piyasanın Görünmez Elleri

Tanrının yeryüzündeki temsilcisi sayılan kralın (isteyen padişah diye de okuyabilir) tahtından indirilip yerini burjuva demokrasisine bıraktığı ilk yıllarda Adam Smith tarafından ortaya atılan “piyasanın görünmez eli”, bireylerin kendi çıkarları peşinde koşarken, farkında olmadan tüm toplum için en iyi sonucu ortaya çıkardığını ifade eden bir ekonomik metafordur ve devlet müdahalesinin olmadığı serbest piyasa mekanizmasını anlatır. Günümüzde kralın yerine geçen egemen sınıf, çok uluslu şirketler, uluslararası finans kuruluşları, yerel sermaye ve ulus devlet yöneticileri gibi türlü türlü arz-ı endam ederken, haklarımızın kimin tarafından nasıl geriletildiğini görünmez kılan bir illüzyona maruz kalıyoruz. O halde bu yeni çağın dini veya inanış biçimleri de biraz metafizik, biraz “Uzak Doğu” felsefesi, biraz “Batı” yorumu, biraz koparıldığımız doğaya dönüş gibi değişkenlik ve çeşitlilik arz ediyor.

Tarihte Protestanlığın (sıkı çalışma, birikim yapma gibi ahlaki değerlerle) yeni kapitalist girişimcilerin dini ihtiyaçlarına karşılık gelmesi gibi spiritüellik de temelde inanca meyilli seküler orta sınıfların duygusal ihtiyaçlarına hitap ediyor.

Dikkatli Bakınca Görünenler

Ülkemizle ilgili spiritüellik araştırmalarına rastlayamasam da Türkiye hakkındaki bir araştırmadaki şu bilgiler dikkat çekici:

Türkiye’deki ilk spiritüel örgütlenme olan Metapsişik Tetkiler ve İlmi Araştırmalar Derneği (MTİAD), 1950’de Dr. Bedri Ruhselman tarafından kuruluyor. Süreç, ülkede çok partili siyasal hayata ve devletçi ekonomiden serbest piyasa ekonomisine geçiş dönemine denk gelmektedir. Ayrıca 1950’li yıllar “tutan ve tutmayan inkılâplar” şeklinde Atatürk devrimlerinin sınıflandırıldığı ve tutmayanlarda ısrarcı olunmayacağının açıklandığı, örneğin ezanın yeniden Arapça okunmaya başlandığı, tarikatların seçim süreçlerinde belirleyici bir konuma yerleştiği bir zaman dilimidir. Üstelik etkisini Türkiye üzerinde de iyice hissettiren Soğuk Savaş koşulları, pozitivizmin fazlasının materyalizme, materyalizmin de komünizme sürükleyeceği endişesini yaygınlaştırmaktadır. Tüm bunlar dikkate alındığında, Ruhselman ve çevresinin hem bilim ve dini birleştirip uzlaştıran, bilimselleşmiş gibi bir maneviyat kurma çabası hem de cumhuriyet reformlarında gözlemlenen ahlaki boşluğa bir çözüm getirerek bilim ve din arasındaki ilişkiyi zıt ve düşmanca bir zemine oturtan tasvirlere karşı çıktıkları iddiası, zamanın ruhuna son derece uygun bir çözüm yoludur. (Spiritüelliğin Kemalist Halleri, Moment Dergi, Kadir Dede, Başak Su Demirel, Nisa Çeker)

Sonuç Olarak

Yaşadığımız sıkıntılara bir iç çekiş gibi pazarlanan ve kalpsiz dünyanın kalbi yanılsamasını yaratan spiritüel hareketler, günümüzde akıl ve bilim karşısında güç kazanmışlardır. Eşitlikçi ve özgürlükçü düş(ünce)leri “kültürel ve ahlâki yozlaşmanın belirtisi olarak” okuyanların ve düzenin tesisi ve muhafazası için korkuları besleyenlere, despotik yönelimlere ve sorunların çözümünü uhrevi alanlara sevk eden ruhani/dini anlayışlara karşı, yaşadığımız dünyada adaletin sağlanabileceğine ilişkin iyimserliğe dayalı olmayan gerçekçi bir umuda ihtiyacımız vardır. (Terry Eagleton, İyimser Olmayan Umut).

Maneviyat adı altında aklı paranteze alan tüm mistik yönelimlere karşı “Allah akıl izan versin” dercesine akla uygun ilkeleri savunmak, insanlık için bir beka meselesidir. İnsanın, olabileceği en iyi halini ortaya çıkaran gerçek yolculuk, kabuğuna çekilip içsel aydınlanmaya önem vermekle değil, toplumsallığının bilinciyle, hak temelli bir anlayışla, örgütlü bir politik özne olmakla başlar.

Kaynaklar:

  1. Türkiye’de Spritüel Arayışlar, Kurtuluş Cengiz, Önder Küçükural, Hande Gür
  2. Moment Dergi, Cilt 10, Sayı:2, Spiritüellik
  3. Spiritüelliğin Kemalist Halleri, Kadir Dede, Başak Su Demirel, Nisa Çeker
  4. Modernliğin ve Akıl Karşıtlığının Kökenleri, İlker Özdemir

Leave a Reply

Facebook6k
Twitter2k
646