
Nobel Ekonomi Ödülü’nün son kazananı Joel Mokyr, bir makalesinde (1) Sanayi Devrimi’nin neden Hollanda’da değil de İngiltere’de gerçekleştiğini sorgular. Hollanda’nın, İngiltere’de Sanayi Devrimi’nin gerçekleşmeye başlamasından hemen önce İngiltere’den hiç de geri kalır bir yanı yoktu. 1700 yılına gelindiğinde, Hollanda’nın kişi başı GSYH’si İngiltere’ninkinin 1.5 katından daha fazlaydı. (2) Dahası Hollanda, Altın Çağ olarak adlandırılan yaklaşık 100 yıllık bir bilimsel ve kültürel sıçrama döneminden geçmiş, Avrupa’nın dört bir yanından bilim insanlarını bünyesinde toplamıştı.
Sanayi Devrimi: Neden Hollanda Değil İngiltere?
Hollanda’nın Altın Çağı, kapitalizm öncesi toplumsal ve ekonomik yapının bir parçası olarak gerçekleşmişti. Öte yandan İngiltere, daha 1500’lü yılların başından itibaren, üretken anlamda kapitalist dönüşüm sürecine girmişti. Hollanda’da üretken sermayeye dayalı kapitalist toplumsal ilişkiler kök salmaya başlamakla birlikte, ticari ve finansal sermaye üretken olanın elini kolunu bağlamıştı.(3) Böylelikle İngiltere’de kapitalizm, Sanayi Devrimi’nden hemen önce neredeyse egemen bir yapı niteliğine bürünmüşken, Hollanda’da ise henüz pişme aşamasındaydı.
Hollanda’da bilimsel ve teknolojik gelişmeler büyük oranda akademik çevrelerde ve geleneksel biçimlerde şekillenmiş, üretken sermaye ile organik bir bağ kuramamış, kendi bağımsız iç dinamiklerinin taşıyabildiği yere kadar serpilebilmiş, yani sürdürülebilir olmamıştı. İngiltere’de ise dinamizmini üretim araçlarının, tekniklerinin ve teknolojilerinin kârlılık ve üretkenlik doğrultusunda sürekli devinimine borçlu olan kapitalizmin (4) egemen hale gelmesiyle birlikte, bilim ve teknoloji ile kapitalist ekonomik sistem arasında organik bağlar kurulmuştu.
Kapitalizm, Bilim ve Teknoloji
ngiliz bilim çevreleri, kapitalist üretim için “kullanışlı” bilgiler üretmeye başlamış; teorik, felsefi veya akademik çalışmaların ötesine geçen ‘pratik’ araştırmalar sermaye çevreleri tarafından fonlanmaya başlanmış, ‘üretim için bilim’ düstur edinilmiş, sermayedarlar ile mühendisler ve teknisyenler arasında organik bağlar kurulmuş ve laboratuvar ile işyeri arasındaki ayrım geçersizleşmeye başlamıştı. (1)
Kapitalizm-bilim ilişkisi, gayet pragmatist ve çıkara dayalı bir ilişkidir. Evet, bir yandan, doğası gereği kapitalizm, bilimsel ve teknolojik buluşlar bakımından tarihte eşi benzeri görülmemiş bir dinamizm yaratır. Öte yandan, bu dinamizm, kârlılık ilkesinin önkoşulundan azade hareket edemediği için insanlığın mutlak potansiyelini esir alır. Kapitalizm, üretimi ve bilimi toplumsallaştırarak insan özgürleşmesinin kapısını aralamış, ancak kâra dayalı mantığı ve sınıflı doğası nedeniyle o kapıdan içeriye insanlığın girmesine izin vermemiştir.
İnsanlığın bugün sahip olduğu teknolojik potansiyelin kapitalizmin kâra dayalı mantığı nedeniyle heba edilmesi öyle kaygı verici boyutlara ulaşmıştır ki, 2024 yılının Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Acemoğlu ve Johnson gibi piyasa yanlısı liberal iktisatçılar bile kapitalist ‘inovasyonun’ teknik ve ilerici bir süreç olmadığını, teknolojik potansiyelin büyük şirketlerin kâr hırsları uğruna milyarlarca insanın özgürleşme ve refah imkânını ortadan kaldırdığını öne sürebilmektedirler. (5)
Orta Sınıf, Ortada Sınıf
Kapitalizmin bilim ve teknoloji ile kurduğu bu dinamik ve dönüştürücü ilişki, çeşitli beceri, uzmanlık, yetkinlik ve ustalıkların önem kazanmasına yol açar. Öyle ya sürekli dönüşen üretim teknikleri, teknolojileri ve süreçleri, bunlara uyum sağlayabilecek, bunlar üzerinde çalışabilecek özel becerilere sahip emekçileri de gerektirir. Bu beceriler, birkaç on yıl öncesine kadar eğitim, özellikle de yüksek mesleki eğitim veya yükseköğrenim yolu aracılığıyla elde edilebildiğinden, orta sınıf ile eğitimli olmak eş tutuluyordu. Oysaki üniversiteli işsizler veya düşük ücrete çalışan güvencesiz diplomalılar gerçeğinden de bildiğimiz üzere, mesele eğitime indirgenemez.
Dahası, piyasanın ihtiyaç duyduğu beceriler, kapitalizmin dinamik doğası nedeniyle sabit değildir. Yüz yıl önce okur-yazar olmak özel bir beceriyken, otuz yıl önce Excel’i yetkin kullanabilmek bir beceriydi, on yıl önce ise kod yazabilmek özel bir beceriydi. Bugün, bunların hiçbiri, bırakın size ‘orta sınıf’ bir iş sağlamayı, bir iş dahi sağlayamayabilir. Tadınızı kaçırmak istemem, ancak bu beceriye sahip insanlar, zaten hiçbir zaman orta sınıf değildiler, çünkü ortada böyle bir sınıf yoktu.(6)
Emek ve Orta Sınıf
Orta sınıflılık hali, kapitalist ‘emek piyasasının’ belirli bir dönemde ve geçici bir süreliğine talep ettiği çeşitli özel becerilerin sahiplerinin kapıldığı bir yanılsamadır. Bu yanılsama, yine kapitalizmin doğası gereği o özel becerilerin genel becerilere dönüştürülmesiyle ortadan kalkar ve yerini yeni -ve yine geçici- özel becerilere sahip emekçilerin yanılsamalarına bırakır. Oysaki emeğiyle geçinen herkes emekçidir, sadece bazı emeklerin niteliği, bazı dönemlerde ve bir süreliğine ‘değere biner’. Ancak hangi özel beceriler değere binerse binsin, kapitalizmin asıl numarası, genel anlamda emeği değersizleştirmektir.
Kapının Ardı
Orta sınıflılık hali, kapitalizmin araladığı o insani özgürleşme kapısından içeriye bakabilecek kadar kapıya yakın olanların, kendi özel becerilerini ve kişisel niteliklerini kullanıp birkaç adım daha atarak o kapıdan girebileceklerine dair boş bir inançtan ibarettir. Kapı, kapitalistler tarafından ölesiye bir kıskançlıkla tutulmuş durumdadır ve içeriye girmenin yolu, tek tek bireylerin kapı aralığından sıyrılıp girmekten değil, kapıyı kapitalistlerin başına emekçiler olarak hep birlikte yıkmaktan geçer.
Referanslar
1 Joel Mokyr (2000). The Industrial Revolution and the Netherlands: Why did it not happen?. De Economist 148.4: 503-520
2 Angus Maddison (2006). The World Economy, OECD Yayınları, 92
3 Pepijn Brandon (2011). Marxism and the ‘Dutch miracle’: The Dutch Republic and the transition-debate. Historical Materialism, 19(3): 140-142. Bu makalenin, global bir sistem olan kapitalizmin ortaya çıkışını ülkeler arası bir kıyas yerine global bir bakış açısıyla ele almak gerektiğini haklı olarak ifade ettiğinin de altını çizelim
4 “Üretim araçlarında, dolayısıyla üretim ilişkilerinde ve dolayısıyla tüm toplumsal ilişkilerde sürekli devrim yapmaksızın burjuvazi var olamaz.” Karl Marx ve Friedrich Engels (1848). Komünist Manifesto
5 Daron Acemoğlu ve Simon Johnson (2023). Power and Progress: Our Thousand-Year Struggle Over Technology and Prosperity. John Murray Press
6 Bu sayıda Münür Rahvancıoğlu’nun “Orta Sınıf Var Mıdır?” başlıklı yazısına bakınız
Yazı resminin kaynağı: Jasper Rietman
