
Hayat dediğimiz şey, bir rotayı izlemek, bazen o rotadan çıkıp kendi yolumuzu bulmaksa eğer, yolda karşılaştıklarımız da hikayemize yön verenlerdir…
2018 yılında Argasdi’nin Kıbrıs kültürü sayfasından derlenen yazılardan oluşan bir kitap yayınlanmıştı. “Nenemin Deyişiynan” adını verdiğimiz bu çalışmada sevgili nenem Şifa Sofu’dan hareketle kültürümüzün, tarihimizin peşine düşmüş, onunla kâh çocukluğundaki ovalarda harmana gitmiş, kâh kapının ardında gördüğü deve kervanına korkarak göz atmış, kâh eşeğin sırtında şeher yollarına düşmüştük. Kitabın adı da o dönem çok konuşulmuştu. Acaba nasıl bir isim koysak diye düşündüğümüz sıralarda bir arkadaşımın konuyu açıklamak için kullandığı eski bir tabirin önüne getirdiği “nenemin deyişiynan” cümlesi üzerine nenemle dolu bu kitap bir isme kavuşmuştu.
Nenem yağmur yağmaya başlayınca ekinler bitecek diye sevinir, soğuk moğuk dinlemez “zararsız ziyansız” diyerek kapının önüne iskemlesini koyar, yağmuru seyreder, evin önünden geçen derenin gelmesini beklerdi. Bir konuda gereksiz bir fikir beyan edildiği zaman “neme lazım sen karışma” lafıyla hepimizi sus eder, birisi hakkında fikri sorulduğundaysa hiç düşünmeden “ben bilmem” derdi. Asla başkaları hakkında kötü yorum yapmaz, yapanı da sevmezdi. Ne yazık ki 2024 yılının ocak ayında 95 yaşına girdiği ilk günlerde bizlere veda etti. Onu sevgiyle anarken, koparılmış köklerimize Şifa olması dileğiyle bu sayfa nenelerimizin deyişlerini taşımaya devam edecek…
Üzerinden geçen yıllara bakıldığı zaman nene deyişlerinin daha da kaybolduğunu söylemek yanlış olmaz sanırım. Zaman ilerledikçe kullanılan dil de değişikliğe uğramakta yeni sözcükler dağarcığa girerken, kullanılmayanlar ise kaybolmaktadır. Bu aslında çağın getirdiği olağan sürecin bir parçasıdır demek yanlış olmaz sanırım. Dille birlikte davranışlara verilen tepkiler de değişime uğramaktadır. Mesela artık insanlar sinirlendiği zaman içinden 10’a kadar sayarak sakinleşmeye çalışıyor. Oysa nenem “İnnallahım Menessabirin” diye söylenerek odayı arşınlamaya başlardı. Bu olağan süreçler tarih boyunca insanların yaptıklarını ve dediklerini sözlü kültüre dökerek deyimlerin, atasözlerinin doğmasına vesile olmuştu.
Sözlü kültürün önemli bir parçası olan bu deyişler, tarihsel olgulardan, bir halkın gündelik yaşam biçiminden, yaşadığı kültürel olaylardan, gözlemlerden meydana gelen kısa, mecazi söz gruplarıdır. Dilden dile yayılması zaman içerisinde değişikliğe uğraması gibi nedenlerle değişik telaffuz biçimleri olsa da günümüzde de yaygın olarak kullanılmaktadır. Ada coğrafyamızda hem Osmanlı’dan kalma hem Kıbrıslı Elenlerden kalma dilimize yerleşen deyimler vardır. Örneğin yirolamak deyimi Yunanca’da dönmek anlamına gelen gyro kelimesinden gelmektedir ve dönere de verilen isimdir. Kıbrıslı Türklerce kullanımı ise dönmek, aynı bölgede dolaşmak anlamındadır. Bunun yanı sıra Kıbrıs’a özgü hikayelerden ortaya çıkan bazı deyimler de vardır. Bunlardan bazılarına bakacak olursak,
Aynı güneşe karşı çamaşır sermek
Birbiriyle ilk kez tanışan Kıbrıslı Türkler arasında yapılan muhabbetler bir zaman sonra “kimlerdensin, nerelisin” sorularına varır. Sorulara verilen cevabın ardından hemen herkesin ortak bir tanıdığı ya da uzaktan da olsa bir akrabalığı bulunma olasılığı çok yüksektir. Bu deyim de bunu anlatmak için kullanılmış zamanında. Hikayesi ise şöyle;
Yeni gelin olan bir kızcağız, köyden çıkıp şehere gelin gitmiş. Kızın şehere taşınmasını fırsat bilen köylüleri ona hısım-akraba çıkma yarışına girmişler ki Bandabulya’sı, her evin bir hamamı olan şeherli tanıdıklarından faydalanabilsinler. Başlamış köyün kadınları biz seninle ordan akrabayız, burdan hısımız demeye. Kız tanımadığı bu insanları anasına sormuş bilmez, nenesine sormuş o da bilmez. En sonunda bilse bilse köyün kör bir ebe halası var ona soralım demişler, bir düğün günü hepsi ebe halanın başına toplanıp bir ağızdan sormaya başlamışlar: “Ebe hala, sen benim ebemsin her şeyi biling ben bu kızın akrabası olmam?” kör kadın bakar ki sorulara yetişemiyor herkese mavi boncuk dağıtarak istedikleri cevapları verir: “Ya doğrudur”. Gelin kız bu durumdan iyice işkillenir. Ertesi gün anasını da alıp ebenin evinin yolunu tutar. Bu sırada kör ebenin torunları da evde çamaşır asmaktadırlar. Gelin kız bir hışımla başlar söylenmeye: “Bütün köyü bize akraba çıkarttın be hala! Utanmasan bu çamaşır asan angonilerin bile bize akraba çıkacak!” Ebe hala durur mu yapıştırır cevabı: “A gızım illa şarttır yakın akraban olsun? Analarınız aynı güneşe karşı çamaşır asmadılar? Ordan gelme vardır bir akrabalık mutlaka!”
Garava’ya çıkınca seslen
Garava şu anda Alsancak denilen Girne dağı eteklerinde bir köydür. Zamanında bol zeytin ve harup ağaçları olan ve çok ekin yetişmeyen bu köye Mesarya’dan gelip arpa – buğday takası yapan köylüler olurmuş. Zamanın bozuk yollarında eşeklere yüklenen mallar zorluklarla taşınırmış. Tabii bu işin yapılmasından da çocuklar sorumluymuş. Çuvalı yırtmadan sağlam götürenler babaları tarafından ödüllendirilirmiş. O yüzden katır yola çıkar çıkmaz çocuklar başlarmış: “Buba yükü devirmedim” demeye. Babalarıysa: “Garava’ya çıkınca seslen” diye uyarırmış. O yüzden bu deyim, sonuca ulaşma başarma anlamıyla kullanılmış.
Oyna GG
GG ülkemiz takımlarından Gençlik Gücü’nün kısaltması olarak kullanılmaktadır. GG’nin altın çağını yaşadığı yıllarda fanatik bir taraftarı bahse tutuşmuş. İşin ucunda para olunca daha da hırslanan taraftar başlamış “Oyna GG” diye tribünlerden bağırmaya. Maçın sonucu hüsranla bitse de çaba gerektiren işler için “Oyna GG” ifadesi hala kullanılan bir deyim olmuş dillerde.
Kaynak:
Kıbrıs Türk Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü, Mustafa Gökçeoğlu
Kıbrıs Anekdotları, Mustafa Kemal Sayın
