Halkın Evleri Halkevleri – Cansu Arslan

Halkevleri, Türkiye’de kültür ve sanatın halkla kamusal bir zemin üzerinden buluştuğu en önemli tarihsel deneyimlerden biridir. 1932 yılında, Cumhuriyet’in kuruluş sürecinin hemen ardından ortaya çıkan Halkevleri, yalnızca bir kültür mekânı değil; halkın yaşama katılma iradesinin, yeni bir toplumsal düzen arayışının somut ifadesiydi.

Kuruldukları dönemde Türkiye’de, okuryazarlık oranının düşük, kamusal alanların sınırlı, kültürel ve sanatsal üretimin dar bir çevrenin tekelinde olduğu, tek parti rejimiyle şekillenen bir ülke yapısı vardı. Bu koşullarda Halkevleri, halkın kültürle, sanatla ve kamusal sözle ilk kez kitlesel ölçekte temas edebildiği alanlar yarattı. Kütüphaneler, tiyatro sahneleri, okuma-yazma kursları, müzik ve halk oyunları çalışmaları yalnızca etkinlik üretmedi; halkın kendini ifade etmeye başladığı yeni bir toplumsal pratik ördü.

Halkevleri’nin tarihsel önemi sunduğu içeriklerin ötesindedir. Daha önce sahneye çıkmamış, eline kalem almamış, çizmemiş, konuşmamış geniş halk kesimleri için Halkevleri; konuşmanın, birlikte düşünmenin ve kolektif üretimin kapısını araladı. Kültür ve sanat seçkinlerin soyut uğraşı olmaktan çıkarak gündelik hayatın içinden geçen, halkın deneyimiyle şekillenen bir mücadele alanına dönüştü. Bu yönüyle Halkevleri, Cumhuriyet döneminde yaşamın kendi dinamikleriyle yeniden inşasında merkezi bir rol üstlendi.

Bu süreç aynı zamanda örgütlü katılımın deneyimlendiği bir zemini yarattı. İnsanlar yalnızca izleyici değildi; çünkü üreten, tartışan ve karar alan özneler geliyordu. Halkevleri, kültürel hayatın planlı, sürdürülebilir ve kolektif biçimde örgütlenebileceğini gösteren ilk kapsamlı örneklerden biri oldu. 1951’de kapatıldıklarında 478 şube ve binlerce halkodasıyla milyonlarca insana ulaşmış olmaları bu etkinin somut ifadesidir.

Halkevleri’ni tarihsel bağlamından kopararak değerlendirmek anakronik olur. Kurulduğu yapı ve dönemin çelişkileriyle her zaman yüz yüze kalan Halkevleri, devlet denetimi ve merkezi yönlendirme sınırları içinde varlık gösterdi. 1950’lerle birlikte değişen siyasal iklim, Halkevleri’nin ilk tasfiyesini beraberinde getirdi. Demokrat Parti iktidarı kapatma kararını bütçe ve verimlilik gerekçeleriyle açıklasa da asıl amaç, Halkevleri’nin toplumsal hayatta kurduğu aydınlık ve dönüştürücü hattı dağıtmaktı. Öyle ki lokallerine el konuldu, kitapları yakıldı; bu yalnızca bir kurumsal kapatma değil, halkın aydınlanma hafızasına yönelik açık bir saldırıydı.

Ancak Halkevleri tarihi, kapatılmalar kadar direnişlerle de yazıldı. 1960’lı yıllarda, bu kez devlet desteği olmaksızın ve daha açık bir halkçı çizgiyle yeniden hayat buldu. Bu ikinci dönem, bir devamdan çok bir dönüşümdü. Şehir merkezlerinden mahallelere taşınan Halkevleri, emekçi halkın gündelik yaşamının içine yerleşti; sokaktan beslenen, sokağa seslenen bir halk örgütlenmesine dönüştü; Devrimci Yol ile iç içe yan yana birçok direnişi örgütleyip, grevlere destek oldu. 1970’lerde artan baskılara rağmen varlığını sürdürmesi bu dönüşümün gücünü gösterdi.

1980 darbesiyle gelen ikinci kapatma da Halkevleri’ni tarihten silemedi. Darbe karanlığının ardından, daha sınırlı imkânlarla ama daha güçlü bir toplumsal hafızayla yeniden ayağa kalktı. Neoliberal politikaların yaşamı kuşattığı bu dönemde Halkevleri; emek, kadın, ekoloji ve eşitlik mücadelelerinin önemli odaklarından biri haline geldi.

Bugün Halkevleri, Cumhuriyet’in ilk yıllarından devrimci-halkçı mücadele deneyimlerine uzanan tarihsel bir birikimi temsil ediyor. Ne yalnızca geçmişe ait bir kurum ne de nostaljik bir hatıradır. Halkevleri, halkın kendi sözünü söylediği, kendi kültürünü ürettiği ve kolektif mücadele deneyimini canlı tuttuğu bir tarihsel süreklilik olarak yaşamaya devam ediyor.

Leave a Reply

Facebook6k
Twitter2k
646